26 Ekim 2017 Perşembe

CAN BOĞAZDAN GİDER

Yaman Çinli akupunkturcu, arkadaşıma “Yemeği şimdiye kadar eğlence etmişin” demiş. “Sağlığını korumak istiyorsan bu tavrını değiştirmek durumundasın.”

Doymanın, tatminin birinci dereceden bir fiziksel sahnesi olması, yemeye asıl işlevi üzerine yan beklentiler yüklenmesine tehlikeli ölçüde uygun.

Yatıştırıcı, oyalayıcı, sosyalleşme aracı olarak yemek.

Ve yer değiştirici. Aç kaldığın başka alanları midenle doyurma yolu.

Bir de gelişmiş bir damağınız, ondan geri kalmayan göz zevkiniz varsa, organizmayı sağlıklı bir şekilde ayakta tutmaktan ibaret temel ve yalın bir işlev, nice katakulliyle yönetimin zirvesine oturtulan sıradan bir memurun makus talihine uğratılıyor.

Arkadaşım yemeği kendinden ibaret işlevine geri döndürecek yeni bir yaşam biçimi kurmaya girişirken ben de oradan buradan düşünüyorum.

Yakınlarda okuduğum bir yazıda önemli olanın yiyeceğin ağızdan girdiği değil, bağırsaklarda aldığı hal olduğu belirtiliyordu. Bir uçtan diğerine şekerin zehre, çiğnerken avuntu olanın aside çevrilişi. Bu dönüşümü ve barındırdığımız muazzam bakteri kolonisini gözetmeden yemenin umduklarımızın tam tersini besleyişi, yükü, bedeli anlatılıyordu.

Birlikte yemenin (ve içmenin) yaklaştırıcı, yakınlığı pekiştirici bir yanı var. Bundan vazgeçmeden yalınlaştırmaya gidemez miyiz?

Farkındalık faslında bu hafta uygulamaya çalıştığım, lokma lokma yemek. Ağzına bir lokma al, çatal bıçağı bırak. Lokmaya odaklan. Sıcaklığına, dokusuna, tadına, dilin, dişin, damağına değişine, ağzında çevrilişine. Çıkan seslere, tükürük bezlerinin hareketine.. Yavaşça çiğne, iyice. Ayırdına vara vara yut. Yani fon edegeldiğin şeyi ön plana getir.

Fon etmek.. Her şeyi her şeye fon ettiğimiz bir zamanda yaşamıyor muyuz? Hiçbirine hakkı verilmeden aynı anda pek çok şey yaşamanın normalleştiği bir zamanda?

Fon edilenlerin başlarında da yemek geliyor.

Özene bezene donatılan sofralarda keyifle bir araya gelişleri düşünüyorum. Keyif için birinden biri yetmiyor (bir araya gelmek ya da yemek), ikisi birlikte olmalı. Böylece deneyim, iki koca kıçlının sığmaya çalıştığı dar bir sandalyeye dönüşüyor. Hünerle, sevgiyle kotarılmış çeşit çeşit yemeğe hak ettiği övgüler düzülse, gözler (reklamlardaki gibi) hazla devrilirken uygun mırıltılar çıkarılarak birkaç lokma yense de bu kadarı bile katışıksız değil. Birbirininkini kese kese süren konuşmalarla ilerleyen sohbet (başka bir bölünmüş dikkat kurbanı) araya girip kaç parçaya bölünmüş dikkatten irice bir parçayı daha alıp götürüyor. (Böyle sofralarda konuşmak, iple çekilmiş bir konserde cebinden iskambil çıkarıp yanındakilerle kağıt oynamaya girişmek gibime geliyor. Birlikte susup yemeğe her birimiz kendi içinde ama hep birlikte odaklansak, eylemin ritüel niteliğine hakkını çok daha derinden vermez miydik? Konudan daha da uzaklaşmak uğruna: Bölünmemiş bir dikkatle hayata kendimizi birlikte vermek yemekten, cinsellikten bile yakınlaştırıcı bir şey olmaz mıydı?)

Fon, eğlence, vesile edilen yemeğin yemeklikten çıkması, orijinal işlevine ters düşmesi bir noktada/yaşta kaçınılmaz oluyormuş demek.

*
Mide, bağırsak sancılarıyla kıvranıyordum. Babam, neden böyle oldun, söyleyeyim mi dedi. “Akşam akşam koca bir kase ekşimeye başlamış süzme yoğurt yedin. Süzme yoğurt dediğin hacminin kaç katından elde edilmiş, ağır bir gıda. O olmasa da doyardın oysa.” Güldü, ekledi:


“Doktorun dediği gibi: Ömrümüzü dişlerimizle öğütürüz.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder