18 Şubat 2018 Pazar

METRONOM


İlkokuldayken de böyle olmuştu. Sınıfın dört işleme geçtiği yıl yoktum. Duvar örülürken eksik kalan bu tuğla, hayat boyu matematik korkusu olarak kendini hissettirdi.

Şimdi müzikte başa dönüp ritim duygumu toparlamaya bakıyorum. Yol aldıkça, çaldıklarım dallanıp budaklanıp bana gerekenler belirginleştikçe yaklaşık bir şeylerle idare edemez oldum. Parçaları anlamlı, ruhlu, vurguları belirgin, güvenli cümleler halinde çalabilmekte ritim esas. İskelet melodiyse o da belki kaslara karşılık geliyor. (Bir müzisyen, bu ikisinin elbette temel olmakla birlikte ritmin aksamasının, özellikle başkalarıyla birlikte çalarken, parçayı oracıkta öldürdüğünü, yanlış nota çalmanın ise ritim doğru olduğu sürece telafi edilebileceğini söylemişti.)

Belediyelerin kaldırım çalışmalarına benzedi, farkındayım. Baştan ve esaslı bir inşaattansa kervanı yolda düzme anlayışı geldi, kaçınılmazca duvara tosladı. İlk birkaç ders hariç kendi başıma öğrenmenin firesi deyip bir hoca aramaya koyuldum.

Çok da iyi biriyle karşılaştım. Ortaokuldan beri bu işin mektebinden, profesyonel bir müzisyen ve öğretmen. Ocağı yakacak ve kazanda durup duran un, şeker vs’yi karıştıracak mükemmel bir kaşıklık edecek, Sercan hoca.

Ne istediğimi söylediğimde duraksadı. Ritim, edinilmiş olacağı baştan varsayılan bir konu olduğundan bana yardımcı olabileceğinden kuşku duydu. Ama sanıyorum ilk derste derdimi anladı: Yanlış kaynamış kemikleri kırıp yeniden sarmamız gerektiğini.

Ritim ilginç şey. Kaydığında, uzatma ve inceltme işaretlerini karıştıran, uzun okunacak yeri kısa –ve tersi- telaffuz eden şiveli birinin konuşmasını andırıyor. Ya da kulaklıklardan yüksek sesle bir şeyler dinletilirken insanın bir melodiyi söylemeye çalışmasına veya sarhoş şarkılarına dönüyor.

Bu, beynimin “bir an önce!” dürtüsüyle birleştiğinde, parçanın, bütün yününün tek bir dilimine yığıldığı yorgana benzeyen içeriğiyle yanlış bir şey ortaya çıkıyor. Çaldığım şey, koştur koştur, sersemletici ve sarsak bir hızla sona eriveriyor. (Hep vaktinden önce saparak kaybolurum.)

Sercan hocanın beynimde yer etmeye bıraktığım sakin, sabırlı, bir seferde tek bir şeye odaklanan tavrı, beni durup yaptığıma ve önümdekine dikkatle bakmaya, kulak kesilmeye yöneltti ki gereken, kendi kendime yapmadığım tam da buydu.

Kemikleri teker teker kıracağız. Zorluklar karşısında işi gargaraya getirmek gibi güçlü bir kültürel eğilimle de pekişmiş kötü alışkanlığı kenara iteceğiz. İskeleti baştan ve doğru dürüst inşa etmek için kolları sıvayacağız.

Metronomla ebruli ilişkime de dönüştürmek üzere geri dönmek demek bu. Brüksel lahanasıyla ilişkin gibi. Evet, bilirsin yararlıdır ama ne de tatsız, yavan.

Hızı dakikada 55 vuruşa kadar düşürerek başladım. Bir fotografı grenlerine varıncaya kadar büyütmenin dengi. Nerede takılıyorsun, nasıl takılıyorsun, farkına varmak ve yerine doğru hareketleri koyabilmek için alabildiğine yavaşlamak zorundasın. O da işin yalnızca mekaniğini ortaya sermiyor, bilişsel yanını da büyüterek burnunun dibine getiriyor.

Yeknesaklıktan sıkıntıyı çabuk geçip baltayı daha temel bir şeye vurdum.

Metronom her şeyden önce kulak verme terbiyesi; kulak vermediğimi fark ettim. Sarsıcı.

Babamın karşısındakinin söylediğini ağır işitenlere özgü bir biçimde uydurarak “anlaması,” sabrımı sıklıkla zorlayan bir şey. Yahu dur, benim dediğim ne, sen ne anlıyorsun?! İşte dili olsa metronomun bana söyleyeceği de o. İmiş.

Dinle. Dinle. Duy. İşit.

Demek çalmaktan da öncesinden başlamamız gerekiyormuş. Şimdi çeşitli terbiye yolları deniyorum. Ellerini kucağına koy, kulağını ve metronomu aç, dinle. Çeyrek, sekizlik, on altılık vs notalarla 2/4, 3/4, 3/8, 6/8 vs vuruşlara çeşitli hızlarda sadece kulak ver. Telaşla yola atılıp oraya buraya saparak kaybolup duran yanını kaybolduğu yerde bırak, “hadi, şimdi, çabuk!” dürtülerinden özgürleşmeye, an’a, tek tek notalara hak ettikleri vurgu ve zamanı vermeye bak.



Sonra, tut ki bunlar tek tek notalar değil, irili ufaklı karşılaşmalarda rastladığın bireyler, olaylar, hayat; duymak duymaktır, bu terbiyeden, karşına çıkana kulak kesilmede de feyzal.

Metronom tıklayadursun, bir şey öğrenirken onu bambaşka, görünürde ilgisiz alanlara da yansıtma alışkanlığıyla (bir şey öğren, üç şey edin gibi bir kampanya bu) heyecan verici yeni bir yol işte.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder