17 Ağustos 2017 Perşembe

SİMÜLASYON

Sanıyorum Apple’dan bir teknoloji insanıydı, akıllı telefonların bağımlılık yapmasına karşı siyah-beyaz ekran önerdiğini okumuştum. Yağ ve şeker, insanın yemekten kendini alamamasında ne ise renk (hareket) de ekran bağımlılığında o görünüyor.

Bu yeni renkli sanal aleme adını benim için George Ritzer koydu: Simülasyon.

Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek’te Ritzer simülasyon konusuna geniş yer veriyor (gerçi tüketim alanında ama iletişimi bundan ayrı düşünemiyorum).

“Baudrillard’ın en bilinen kavramlarından biri de simülasyondur. Baudrillard bu kavramıyla, orijinali olmayan bir kopyayı kast eder.”

Ritzer, tüketim katedralleri adını verdiği alışveriş merkezleri ve tüketim üzerine kurulu yapay yerleşimlerde (Las Vegas, Dubai, Macau vb) simülasyonu ele alıyor.

“Huxtable (Ada Louis Huxtable: The Unreal America: Architecture and Illusion), ziyaretçilerin Las Vegas’taki yapay yağmur ormanları, yanardağlar ve kaya oluşumlarını adeta gerçeklerinden çok daha etkileyici bulduğunu ileri sürmüştür. Aslında bu endüstrinin bir sözcüsü hakikiliğe karşı çıkacak kadar ileri gitmiştir: ‘Hakiki kayayla çok yapay bir görüntü elde edersiniz.’”

İşte bu!

Sucuk ineğe ne kadar yakınsa, algının, tüketim ve iletişimde simülasyon süzgecinden geçerek renk, hareket ve görünürde değişim katılmış hali de dünyayı bu koşullanma dışında algılayış biçimimize ancak o kadar yakın.

Bu renkli simüle iletişim (?) ortamı, hatırı 40 saniyelik bir kahve başında elimiz/aklımız ekranlarımızda olmadan oturacak olsak birbirimize sunabildiğimizden ne kadar daha sürükleyici, iştah açıcı. Varsın, doyurmak bir yana, daha da acıktırsın, dışına çıkılmadıkça hiç dinmeyecek bir açlık yaratsın!

“Neden bu kadar çok insan simüle edilmiş ortamları hakiki dünyadan kalanlardan daha seyirlik bulur? Örneğin Las Vegas kitleler halinde ziyaretçi çekerken birkaç yüz mil ötedeki Ölüm Vadisi’nin doğal manzarası bu sayının yalnızca çok küçük bir kısmını çekebilir. Las Vegas’a giden çok az insan Ölüm Vadisi’ne gitme zahmetine katlanır. Dinginlik, kavruk toprak ve göz alabildiğine geniş boşluk; Las Vegas’ı Las Vegas yapan gürültü, parıltı ve göz alabildiğine uzanan neon ışıklarıyla rekabet edemez. Filmler, televizyon, video oyunları ve bilgisayar imgelemi üzerinde yükselen bir topluma Ölüm Vadisi yavan ve donuk görünebilir. Las Vegas’ın parıltısı bu kuşağın istek ve ilgilerine daha iyi uyar. Bir Vegas girişimcisi ‘Ölüm Vadisi’ adlı yeni bir konulu kumarhane yapsaydı büyük bir başarı kazanabilirdi. Düşünün: Sahte (elbette) çöl kumu, kaktüs, çalılıklar ve kuru sıcak, dolayısıyla aşırı içki, sarhoşluk ve sonucunda oyun masasında büyük kayıplar.”

Çağdaş tüketim/iletişim dünyasını Pinokyo’nun panayırına benzetiyorum. Yeni arkadaşları eşek ve tilkiyle güle oynaya gittiği panayırda aman ne eğlenir. Ertesi sabah ise gözünü taş ocağında açar. Panayırın, oransız bedelini köle gibi çalışarak ödeyeceği ufak bir yem olduğunu anlar.

“Ama Whatsapp’ın tadını bir alsan.. Anında paylaşıyoruz, hep bir arada gibiyiz!”

Değiliz işte. Aramızda, çikolata, dolma, dondurma gibi bağımlısı olduğumuz renk/hareket/zaman dışı akış* vs ile ağır bir simülasyon perdesi var. Derinleşerek ilerlemenin, yakınlaşmanın yerini yüzeyin iki parmak altına inemez olan sürekli göz önünde, el altında bir teğet geçme alıyor.

Topraklarını, ormanlarını, dağlarını, bütün yer altı ve üstü zenginlikleriyle birlikte bir çuval incik boncuk ile iki şişe içki karşılığı beyaz adama satmış yerliler gibi hissediyorum kendimizi bazen.

--------------------

*Simülasyonda zaman duygusunun bir büyülenme/uyuşma ile askıya alınmasının önemli olduğunu görüyorum. George Ritzer yine: “Fast food restoranları ve öteki zincirler tüketim için gereken zamanı bazen seyirlik biçimde kısaltır ama öteki yeni tüketim araçları için bu tipik bir durum değildir. Çok büyük bir kısmında gösteri, genel olarak zaman duygusunun yitirilmesi hissi, zamanın (insanın geri kalan ömrünün tersine) önemli görünmediği rüya benzeri bir durumdur (bana trans ya da hipnozu da hatırlatıyor -Seda). Birçok durumda bu, yeni araçların seyirlik büyüklüğüyle ortak çalışır; uzamda kaybolmak çoğunlukla zamanda da kaybolmak anlamına gelir. Zamanda kaybolmak da çoğunlukla yeni tüketim araçlarının başarısında kritik bir rol oynar. Bu, müşterilere pazarladıkları hayalin kilit bir parçasıdır.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder