19 Eylül 2015 Cumartesi

RE

Sıcak bastırmadan flütü sırt çantasına atıp vurdum tepelere. Ne insanları rahatsız edeyim ne çıkardığım seslere dikilmiş kulakların hayaliyle benim dikkatim bölünsün.

Ta ötelerde gözenekli bir kayayı gözüme kestirip kuruldum.

Taze sabah ışığına bulanmış koyu seyrettim. Suyun laciverdi, rüzgarın biçimlendirdiği eğik çamların iğneleri ışıldayan yeşili, ak kayalar.. Kokuları içime çektim. Ciğerlerimi birazdan eğri büğrü seslere dönüşecek havayla doldurdum.

Hadi bakalım flüt!

Tek bir doğru ses ne çok şeyin hizalanmasıyla çıkıyor. Önce tutuş, açısı, parmakların duruşu. Sonra nefes ve üfleme. (Çitlediğin çekirdeği dilinin ucuyla fırlatır gibi demişti Çağatay. Sorun şu ki ben bunu dilimle değil parmaklarımla, bir tuhaf yaparım. Flüt derslerinin bir yan ürünü de çekirdeği herkes gibi halletmeyi öğrenmek olabilir.) Derken sesten sese geçiş. Bütün bir hafta sadece gam ile bir de parmak egzersizine çalışacağım.

Parmaklarım maymun taklidi yapmaya çalışan yeteneksiz bir komedyene benziyor. Sıraları şaşıyor, delikleri tam kapayamıyorlar. Başa dön. Yavaşla. En büyük yardımcın yavaşlık. Beynine yeni sinir yolları oluşturması için zaman tanı.



Aşağıdaki kayalıklar arasındaki sığ su berrak, saydam. Işığı kırmasa su olduğu anlaşılmayacak. Bir de güneşin pazar filesi gibi yaydığı ışık örgüsü. Sürekli hareket-çözülme-oluşum halinde. Beynimde oluşanları buna benzetiyorum. Yeni işleyişler, bağlantılar. Yeni bir nöron haritası. Çıkılacak kısa ya da uzun yolculuklar.

Flüt, henüz otomatiğe bağlanmamış her şey gibi eşsiz bir odaklanma egzersizi. Acemilik bunun için değerli. Sadece andasın.

Sabırsızlık, can sıkıntısı? Hiç yok. Bunlarla ilişkim, odaklanma egzersizinin başka bir yönüyle yumuşamış. Olduğum yerde uzayan zamanlar boyunca dingin kalabiliyorum.

Artan sıcakla birlikte boynumdaki tülbendi alnıma bağlayıp (terbent!) kalktım.

Hadi bakalım fareli köyün kavalcı adayı!

Evde de kafa şişirmeden çalışmanın bir yolunu bulup sevindim. Parmak egzersizini sesini kısık bir ıslıkla çalarak yapıyorum.


Yolunu aç, sevinç ve heyecanla sula, insanın yaratıcılığı fışkıracak yer arayan nazsız kır çiçekleri gibi ortaya çıkmaya hazır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder