26 Temmuz 2010 Pazartesi

LOVE PARADE

Duisburg’daki izdiham faciasını bir haber-belgeselde seyrettim.

Gelenek haline gelmeye başlamış devasa bir şehir partisinin pembe isminden çığ gibi çıkarak karabasana dönüşmesini.

Aklından uzaklaşarak kalabalığın itici gücüyle çalışmaya başlayan insan tehlikesi. Önce taşkın bir neşe, ardından panik ve can havliyle kudurmuş bir manda sürüsü olup çıkması.

Kıyamet koptuğunda bütün bölge hastaneleriyle doktorlar alarma geçirilmiş. Onlarca insanın getirildiği hastanelerden birinde, işleri travmalarla olan “kaza cerrahlarının” sesi titriyordu.

Dehşet uyandıran, "insanın" hemen altında yatan vahşi güç. Yerkabuğunun (medeniliğin) altındaki fay hatları, magma tabakası gibi zıvanadan çıkmaya hazır.

Toplumsallaşma (medenilik) madalyonun öteki yüzüne, sürüleşmeye çevirdiği an..

19 ölü burunlarının dibinde yatarken partiye devam edenler sonra. ("Tuhaf değil mi sizce?" diye soranlara adamın birinin "Valla kendi sorunları, sağlık sorunu olanlar evde kalmalı, napalım!" deyişi..)

Adli, vicdani ama belki asıl, bir günah keçisi bulup korkuyu, dehşeti, utancı ondan çıkarma eğilimiyle psikolojik nedenlerle aranan suçlu.

Bulunamaması. (Nasıl bulunacak ki! Herkesin, Tümün “suçlu” olduğu yerde artık kimse suçlu değildir.)

İnsan seyrederken bunlardan herhangi biri olabilirdim diyor; ezen-ezilen, parti yine de sürdürüldüğü için infiale kapılan ya da kendi suçları! diye omuz silken.

Sadece zarların ne zaman nasıl düştüğüne bakıyor.

Galiba asıl ürkütücü olan da bu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder