23 Temmuz 2010 Cuma

KÖREVİZYON

Önce kabahati gözlerimde aradığım belli belirsiz bir bulanmayla başladı. Katarakt başlangıcı olabilir miydi? Bu yaşta? Birkaç günde ışığı da çekilir, kalan görüntüler çamurlaşır oldu.

Belirtilerine aldırılmayan bir hastalık gibi oradan oraya atlayarak hızla kötüleşti. Televizyonluktan çıktı.

Nesnelerle düşünceler nasıl da örtüşüyor bazen.

Hayatiyeti azalan, sağlığı bozulan zihin üzerindeydim kaç gündür. Hep turp gibi kalacağını varsaydığımız, o haliyle özdeşleştiğimiz işleyişin gerçekte işini iyi yapan bir kutu transistordan pek farklı olmadığını, yani işlemez ile işler arasında çok geniş bir yelpazenin incecik bir dilimi olduğunu düşünüyordum. Onunla özdeşleşmek ne hata! Kendimizi bir bileceğimiz bir şey olacaksa yelpazenin tümü olmalı asıl..

..derken perde perde kaydı televizyon.

Açılışında çok parlak lekeler, koyu görünen açık renk benekleri dışında ekranı artık karaydı. (Soyut, çok güzel birçok görüntü de seyrettim böylece. Bir tür kendiliğinden ya da tesadüfi sanat denebilecek kareler boldu.)

Bir süre askıda kaldıktan sonra hızla ilerleyen Alzheimer gibi.

Isınmasını bekledikten sonra görüntünün hâlâ geri gelebilen kısmı beliriyor, nispeten anlaşılır oluyordu. Isınma süresi giderek uzadı. Saatini bildiğim bir programdan 15-20-30 dakika önce açmam gerekiyordu artık.

Bu sıcaklarda aşırı pozlanmış bir fotograftan başka şeye benzemeyen kendi zihnin, ruhun gibi. Ancak akşamüzeri, geceye doğru canlanmaya, belirginlik kazanmaya, eriyip gittiğin dağılma hissinden çıkmaya başlıyorsun sen de.

Yeni bir televizyon aldığımı anlamış gibi son renk beneklerini de bu sabah teslim etti ve sesi hiç fena olmayan bir radyoya dönüştü.

Eksilmiş canlılığın iç burkan anısına.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder