3 Ağustos 2015 Pazartesi

ÖZKAYMAK PASTANESİNDE

Otobüs terminalinin karşısındaki Özkaymak pastanesinde oturuyorum. Buranın tatlıları iyi. Yanına bir de orta kahve. Yandaki masada 6-7 kişilik bir grup. Bir kısmı şalvarlı erkeklerle iki kadın. Ailevi ve ciddi görünen bir meselenin halli için nerede nasıl bir araya geleceklerini konuşuyorlar. Erkeklerin huzursuz kararsızlıkları suskunluklarından okunuyor. Durumu toparlayan, yol ve seçeneklerini sunan, kadınlardan daha yaşlı olanı. İşten izin alabilirse orada olacağını, olmazsa diğerlerinin onun evinde toplanmasını söylüyor. Taşra özeniyle giyinmiş; züppe şehirlinin dudak bükeceği şeylerden derlenmiş bir kıyafet, pabuçlar, çanta. Güçlü bir tip. Doğal bir kriz çözücü. Kendi akıllarına daha iyisi gelmeyen erkekler, fazlalıksız yatıştırıcılığını, becerikli gerçekçiliğini ve önerdiklerini uysalca kabul ediyor. “O gün” yeniden görüşmek üzere ayrılıyorlar.

Gözüm yolun karşısına kayıyor. Derme çatma bir apartman, üstüne alakasız görünümlü bir kat çıkılmış. Önünde yüksek bir palmiye. Yanında yeni bir bina, üst tarafı natamam, alt balkonlarda rengarenk çamaşır. Göz alabildiğine cephelerde kenarı köşesinden paslanmış, solmuş, her telden irili ufaklı levha.. Herhangi bir yerde görülenden hiçbir farkı olmayan sıradan bir çerçeve.

Ama şimdi, tatlı, kahve, sıcak ve yan masada tanık olduğum şeyle yüreğim ısınmış, açılmış, farklı bakıyorum. Gördüğüm genelde olduğu gibi “çirkin,” hissettiğim de ona tepki (itme ya da ıslah hayalleri) değil. Neyse ondalığında bakıyor, kesip biçmeden olduğu gibi alıyorum.

Geri kalanı, arkasından geleni bambaşka bir yere taşıyan bir kabul bu. Kafama ne kadar uygun olduğuyla tartılan, sonuca göre yaklaştığım ya da uzaklaştığım bir varoluş parçası değil. Olanı kendisinde anlamaya gönüllü, ben de ben demeyen bir dokunuş.

Böyle bir kabul eleştirel bakışa engel mi? Neden olsun? Engel ya da tamamlayıcı oluşu, daha başka nasıl olabilir sorusunu hangi aşamada ne şekilde ortaya koyacağıma bağlı. Konuk olduğum birinin evinde kafama uygunluğuna bakmak yerine mekanına (düşüncesine, hissine, ruhuna) saygıyla uzanırsam, daha iyisini, doğrusunu, güzelini senden iyi biliyorum kibrinden uzakta bulacaklarım bir test sınavının çözüm anahtarından çok daha hakiki olmaz mı?

Önce karşındakini ve kendisinde görmeyi öğren.

Seçeneklerini üstünlük varsayımıyla değil, farklı ışıklar düşürmek üzere daha sonra sunabilirsin.

*

Jonathan Odell’in müthiş romanı The Healing’de şifacı Polly Shine, on iki yaşındaki çömezi siyah kıza, kulak verirsen sana her şey anlatır, söyler, diyor, kökler, yapraklar, hastalıklar, acı.. Yüreğinden bak, baktığını şuracığa, kalbinin yanına koy ve sıcağında tereyağı gibi erit onu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder