8 Ağustos 2015 Cumartesi

ERDOĞANLI NEFRET


Ahmet Hakan’ın yazı başlığını görüp hevesle tıkladım: “Tayyip Erdoğan nefreti’ne neden olan kişilerin temel özelliklerini açıklıyorum”.  Dilimin ucundaki düşünceyi, nefretin arkasındaki nefret edene bakışı bulacağımı ummuştum. Ama hayır, nefrete değil, onu meşrulaştıranlara bakıyordu. Hevesim kursağımda kaldı.

Beni bir zamandır ilgilendiren, sakızlaşan nefretin yöneldiği değil, kendisi. Nesnesi değil, öznesi. Doğasına, işlevlerine ve bedellerine bakıyorum.

Nefret, perspektif çarpıtıcı. İndirgeyici. Tek bir noktaya odaklanarak neden-sonuç ilişkilerine etraflı bakışa, hazırlayıcı koşulları sorgulamaya engel. Yüzleşmeye set çekerek önemli bir dönüşüm fırsatını harcıyor.

Nefret hapsedici. Teke indirgediği müsebbibi olağanüstü büyüterek karşısında çıkış görememeye, çaresizleşmeye, saplanıp kalmaya çanak tutuyor.

Nefret, nefret edilene bağımlı kılıcı. Onun bağlamına, yaklaşımına, adımlarına. Bunların ötesine geçememeye.

Nefret kendine kör. Çirkinliğine. Kısırlığına. Duyduğu boğuntuyu külliyen karşısındakinden bilecek kadar da mükemmel bir yansıtıcı.

Ama nefret olumsuz da olsa işlevsel. Muhalifleri birleştiriyor. Aralarında güçlü bir bağ kuruyor. Ortak bir dil, topluluk hissinin tutkalı (tut ve kal!) oluyor. Yalnızlığa, yalıtıma, kaygı ve korkuya iyileştirmeyen bir ilaç.

Dışavurumu, paylaşılmasıyla nefret, bir şeyler yapıldığı yanılsaması yaratıyor. Çok da edilgen, tepkisiz olunmadığı. Tutkulu, şiddetli duygular besliyorsam o kadar da paspas değilimdir değil mi? Dövdüğüm istediği kadar havanda su olsun.

Uç durumda nefret, bir kimlik bahşedici. Varlık nedeni ve yakıtı.

Nefret tabii mi? Elbette. Ama tepesi atıp karısını 22 yerinden bıçaklayan adamın cinneti de öyle. Evrimleşmiş prefrontal kortekse (güdüsel hareketin yerine muhasebeyi koyma yetisine) daha gelemeden ilkel beyin amigdalanın avucuna düşmek kadar “tabii” ne var? Ama bir şeyin doğal olması tek başına onu tercih edilir ya da doğru yapmıyor.


Nefretin beslene beslene şişirilmesi, kronikleşmesi, akla uydurulması, haklı kılınması insanın sonuçta dönüp dönüp kendini bıçaklamasından başka ne?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder