27 Eylül 2019 Cuma

KAMA SUTRA


Sıcak huy değiştiriyor. Şeker ve alkole yatırılıp güneşe bırakılan vişne gibi şimdi. Tatlanıyor. Boğucu değil, kucaklayıcı. Kalabalığın çekilmesi, gürültünün dinmesiyle atmosfer de. Ortalık eskisi kadar tenha.

Akşam gözün yıldızlarda, yürümek. Öğleyin son şezlonglara serilmek, başını kitabından, defterinden kaldırıp renklerin, ışığın neredeyse iç acıtan güzelliğine dalmak.

Ve törensel akşamüzeri denizi.

Dev bir kalbur. Sapı samandan, paraziti yararlıdan, zehri şifadan ayırıyor. An’ı öyle bir derinleştiriyor, enginleştiriyor ki ne geçmiş kalıyor ne gelecek.

Suda ve anda kaldıkça doğasına uyandığım düşünceler lif lif çözülüyor. Çapsız, sığ, temcit pilavı olmuşlar (şirdenden gelenler dedim onlara) ne nedir bilmeden güya sana destek olmak adına ortalığı yangın yerine çeviren ahbaplar gibi. Sesleri, tınıları, uyandırdıkları hisler artık çok tanıdık. “Zaten..” diye başladıkları an savuşturuyorum onları. Açılın! Sizden hayır yok bana da kimseye de. Dolduruşlarına gelmediğin an dağılıp gidiyorlar.

Sessizlikte ara sıra hissini de tınısını da çok iyi bildiğim usul dokunuş yüzeye çıkıyor. Yepyeni bakışlar sunan, geçmişin gevişi olmayan o. Bir kez kapını açtın mı elini hiç boş bırakmayan, kendi zamanında kendi armağanını sunan bilinmezlik.

Denizin sıcağı kal, diyor, kalabildiğine, gevşe, yumuşa, bütüne karış. Evindesin bağrımda. Aradığın neyse, dostluk, şifa, esin, bir olmak, aç gözeneklerini, al.

En derinlerimden birlikte titreştiğim bir yankı gövdesi deniz.

Güneş batarken eriyip ona karışıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder