19 Mart 2014 Çarşamba

DİNGİN ATEŞ


Joseph Goldstein yol arkadaşı ettiğim kitabı Mindfulness’te kuşkunun iki türünden söz ediyor. Araştıran, sorgulayan, bizi önümüze geleni, ele aldığımızı dikkatle incelemeye iten yararlı şüphe. (Duyduğumuz her şeye dogmatik bir inanç beslemeyi böyle bir kuşkuyla nasıl istemiyorsak o andaki görüşümüze uymuyor diye başka yaklaşımları otomatik olarak bir kenara itmeyi de istemeyiz.) Ve ikircik, kararsızlık, belirsizlik yaratan ayak bağı şüphe. (Bir yazar, kuşkunun böylesi için “Şüpheyi hayat felsefesi olarak benimsemek, ulaşım aracı olarak hareketsizliği seçmeye benzer” demiş.)

Suyum bazen bulanıyor. Dibinde her zihinsel engel gibi kılıktan kılığa giren bu kuşkuyla yönümü yitirdiğim oluyor, bulma isteğim de güçsüzleşiyor. Yol olmaktan çoktan çıkmış alışkanlıkların tekrarına yuvarlanıyorum.

Çamurlu yamaçta ayağın kayıp kıç üstü oturmak gibi. Sırasıyla afallıyor, korkuyor, yılıyor, kızıyor, gülüyorum.

Ruhsal kramp (onun da çeşidi bol; bıçak gibi saplananından uçsuz bucaksız bir atalete kadar) şiddetini azalttığında (hep azaltır, sen yeter ki bunun üzerine bir şeyler bina edip yapay bir şekilde kalıcı kılma) doğrulup kuruyan çamurları silkelediğim gibi yoluma gitmek üzere.

*
Kırık bileğiyle babamı uzun boylu yalnız bırakamadığımdan çoğunlukla evdeyim. Defter kalem, kitaplar, müzik, sessizlik, dolu boşluklar.. Niyetin beslenmekse kaynağını bol uyaranlı dışta da bulursun, görünürde hiçbir şey olmayan içte de. İş ki iştahın yerinde, ateşin harlı olsun. Önünde bir havuç, şartsa gerinde de kamçı oldukça her şeyi her şeye dönüştürür, hiç yoksunluk çekmezsin.

*
Şu sıra Goldstein yalnızca yol arkadaşım değil, boş bir çuval gibi yığıldığım, köre düştüğümde tırabzanım da. Doğrulduğumda odaklanmışlığımı, berraklığımı, yaşama heyecanını babamın dağılan kemiklerini toparlayan ortopedist gibi hizalıyor. Gözlerim yeniden ışıyor.

*
Fotograf çekmeyi özlüyorum bazen. Ağımı atıp saatlerce dolanmayı. En umulmadık anda karşıma çıkan bir şeyle soluk soluğa kalmayı. Eli boş dönmek de işin parçası. Bir balıkçı-fotografçı olmayı.

Salona elimde ufak kamerayla gittim. Sağa sola bakındım. Bir ışık oyunu, gölgelerin cilvesi.. Sataşacak şey arayan kedi yavrusu gibi dolanırken gözüm şöminenin tırnağındaki buzlu cam mumluğa gitti. Oynadım. Dibinde ufacık kalmış turuncu mumu yaktım. Hem ışık hem yüzeyin hareketiyle her anı farklı bütün bir dizi yakaladım.

Aralarından birinin adını da dingin ateş koydum.

*

“Her şey gelir, motivasyonunuza dayanır.”

.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder