15 Mart 2014 Cumartesi

BÖREK

“Yufkayı altıya böl” diye yazdı sütkardeşim.

O, tarifin geri kalanını yazarken bilgisayarı bırakıp körelmiş bir kurşunkalem çektim, bir kağıda daire çizip nasıl böleceğime baktım. Oluyordu.

“İçi yayıp bunları dörde katla.”

“Dur bir dakika. Üçgeni nasıl dörtgene katlayabilirim ki?.”

Chat penceresinde bir “ayy” belirdi. Ardından telefonum çaldı.

Epey bir zaman gülmesinin yatışmasını beklememiz gerekti. Sonra derin bir nefes alıp “220 V’u 6 V’a çevirmek” dediğim bilişsel transformatörlük devresini harekete geçirdi ve tıpkı yol tariflerinde olduğu gibi bilgiyi benim anlayacağım şekilde aktardı. Olabildiğince ayrıntısız, madde madde, basit. (İçin yayılmasından sonra yufkanın katlanması faslında Louis de Funes’in bayıldığım filmini hatırladım. Kurtulmaya çalıştığı cesedi halıya sarış sahnesini. Bir yandan da, şimdi anladım diye diye birbirinin yerine geçirdiğim geometrik hayaller belirip kaybolmakta, üçgen yufkalar, tasavvurumda sigara böreği, Havana purosu, kibrit kutusu ve sedir minderi biçimlerine girip çıkmaktaydı.)

Sabah, okulla ilgisi ders yılı başında satın alınan yepyeni şeylerle sınırlı öğrenci hevesiyle alışverişe çıktım.

*
Yemek, mutfak benim için hiçbir zaman kayda değer bir algı kapısı olmadı. İlgi konusu, başarı hedefi, geniş anlamıyla bir dil, ifade yolu. Estetik ve damak incelmişliği. Törensellik. (Dayanamadığım açlık hissinin yerini hoş bir tokluğa bırakmasından ibaretti.)

Olmadı çünkü bedeninde yaşayan biri olmadım.

*
Diğer şeyleri tezgaha bırakıp yufkaya baktım.

Bir ay önce 55 yaşına bastım ve bu benim ilk yufka alışverişim.

Bazı konularda geç inkişafın hoş yönü, deneyimi aralarında on yıllar olan iki kişi halinde yaşamak.

Plastik torbasını, ilk açık kalp ameliyatına giren cerrahın yürek pırpırıyla kestim. Diğer beş tanenin arasından çektiğim yufkayı derin bir zarar verme, örseleme korkusuyla ayırdım. Bebek kucaklama ya da çiçekçi işletme fikrinin uyandırdığı aynı korkuydu.

Yaşaması ya da ölmesi hoyratlığımın derecesine bağlı narin bir varlık gibi keseceğim yüzeye yatırdım.

“İkiye katla, yani bir yarım daire yap. Onu üçe bölmek daha kolaydır.”

Uzak durduğum şeylerden biri de tiril tiril bir kesinlikle sonuçlanması beklenenler. Ütüyü bunun için sevmem. Başarısızlıkla yüzleşme ürküntümü ta başından buruşukluk ardına gizlemek isterim.

Aslında, dedim, kutup ayılarını düşünebilirsin. Bütün o hantallıklarıyla yavrularını ordan oraya kazasız belasız taşıyabilmelerini.

Çok da eşit olmayan üçer parçaları sonuna dayanan sabrımla ikizlerinden ayırdım. (Sabrın geniş başlayıp böyle birden tükenivermesi, son harflerinin feci sıkıştırılarak sığdırılabildiği el yazısı ilanları hatırlatıyor.)

Uçları bir üçgeninkine çeşitli şekillerde en az benzeyen altı yufka parçam vardı şimdi.



İçi koyup dörtgenden kastın her iki yorumuna göre katladım; yandan ve üstten görünüş. Böylece çeşitli uzunluk ve yükseklikte altı börek adayım oldu.


Yanlışı nerede yaptım, bilemiyorum. Fakat sonuç, babamın “Eline sağlık kızım, olmuş işte” demesinin ancak çabama duyduğu şükranın derinliğini gösterdiği bir fiyasko oldu.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder