5 Haziran 2019 Çarşamba

ÇOK TAŞI YERİNE OTURTAN BİR MODEL -III


Peki ne yapacağız da kurgularımızla ördüğümüz ağdan kurtulup Yönetici İşlev ile yaşayacağız?

Model iki ana araç sunuyor. Haritalama ve Köprüleme. Epey kaba bir özetle:

Bedeninizde heyecan yoğunlaşmasını işaret eden düzensiz bir faaliyet artışı duyduğunuzda kağıt kalemi önünüze çekiyor, konu, sorun ne ise ortaya bir oval çizip içine bunu yazıyorsunuz. “Tepemi attırdı!” Ardından 3-4 dakika boyunca hiç ara vermeden, düşünüp sansür etmeden aklınızdan geçenleri ovalin etrafına döküyorsunuz. Bu o andaki algınızın, hislerinizin haritası.

Yazmayı bitirdikten sonra dönüp yazdıklarınızın her birini ele alırken bedeninizde ve zihninizde neler olduğuna bakıyorsunuz.

Zihniniz sakin mi kalabalık mı?

Gerilimi vücudunuzun neresinde, ne şekilde ve şiddette hissediyorsunuz?

Köprüleme

Sonra kağıt kalemi bırakıp dikkatinizi dış seslere veriyorsunuz. Konuşmalar, gürültüler, uğultular, alet vızıltıları, kuş ötüşü, dalgalar, rüzgar, trafik.. Oturduğunuz yerin bedeninize baskısına, tabanlarınızın yere basışına. Diğer algılara. Düşünceler üşüştüğünde nazikçe “kafanızın dışına” dönüyorsunuz.

Böylece yatıştıktan sonra kalemi yeniden alıp dikkatinizi mürekkebin akışına, ucun kağıt üzerinde kayışına vb vererek az önce yazdıklarınızı bir daha ve bedeninizi yoklayarak yazıyorsunuz.

Hislerin şiddetinde bir azalma oluyor mu?

Normalde algıları -dışa- açmak kafanın içinde ivmesi artan akışı, dolayısıyla Özdeşleşme Sistemini kesintiye uğratıyor. Kötü bir rüyadan uyanmak gibi. Bu, hayata daha etraflı, serinkanlı baktığımız, olanaklarımızı/kaynaklarımızı yararlı bir biçimde kullandığımız Yönetici İşleve bir köprü oluyor -tekniğin adı da oradan.

Ancak bazen ömür -hatta kuşaklar- boyu sürmüş bir anlatı öyle bir iki haritalama, köprüleme ile çözülür gibi olmuyor. Bu da kendini bedensel tepkinin azalmayan yoğunluğuyla ortaya koyuyor. O vakit baltayı -adeta tanrı kelamı gibi pekişmiş- bir Gerek!’e vurmuş olabiliyoruz.

Kağıdın ortasına bir oval, içine her ne ise bu Gerek’i yazarak haritalamaya zum ile devam ediyoruz. Bazen uzun bir süre boyunca.

Ayrıntılar, daha spesifik yöntemler için kitaba bakmalısınız.


https://www.amazon.com/Mind-Body-Workbook-Anxiety-Effective-Overcoming/dp/1626250065/ref=sr_1_1?keywords=stanley+h+block&qid=1559714627&s=gateway&sr=8-1


*
Çevirisini yeni teslim ettiğim bir kitap, Silent Agreements ile bu model ilginç bir devamlılık, tamamlayıcılık oluşturdu. Sessiz Anlaşmalar başlı başına Gerek’lerimizi ele alıyor. Ortak (hatta aynı) olduğunu varsaydığımız (ve böylece hayatımızın hatasını yapıp bedelini de bir yığın tasarruf edilebilir acı, sıkıntı ie ödediğimiz) şöyle olmalı-böyle olmamalı’larımız üzerine kurulu, dile, hatta çoğu zaman bilince getirilmemiş (sessiz) anlaşmalar konusunda.


https://www.amazon.com/Silent-Agreements-Relationships-Unspoken-Expectations/dp/1635653460/ref=sr_1_1?keywords=silent+agreements&qid=1559714709&s=gateway&sr=8-1


Bedenden bir pusula gibi yararlanma konusunda esaslı bir yaklaşım da Eugene Gendlin’in Focusing’i.


https://www.amazon.com/Focusing-Eugene-T-Gendlin/dp/0553278339/ref=sr_1_1?keywords=focusing&qid=1559714741&s=gateway&sr=8-1

(Türkçesi için https://www.hepsiburada.com/odaklanma-eugene-t-gendlin-pm-ksistem119 )


*
Bütün bunlar fazlasıyla kişisel gelişim kokabilse de (ki öyle de) sırf bu çağrışım yüzünden bir kenara atılmayacak kadar iş görebilir diye düşünüyorum.

Aşina olmayı tanımak, bilmek ile karıştırıyoruz. Sürekli maruz kaldığımız, kendimizi maruz bıraktığımız hallerdeki bıktırıcı tanıdıklık dönüp taze bir dikkatle bakmak yerine bizi (belki depresörlerimizi?) mide bulantısıyla uzaklaşmaya, kaçmaya, yok bilmeye, sıkıntıyı oyalayarak uyuşturmaya itiyor.

Fazlasıyla aşina olduğumuz boğuntularımızdan kurtuluş, öyle üstünkörü “açıklamalar,” hikaye akışlarıyla değil, kökten anlamakla gelecekse bu değirmene su taşıyanı şöyle bir durup tartmakta, sınamakta yarar var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder