24 Şubat 2014 Pazartesi

ON

Babamın peşinden ben de nezle oldum. Bir şişe şarabı tek seferde dikmiş gibi nezle sarhoşu çıktım evden.

Ev.. Hissinin değişimini izliyorum. Şehirden başladı. Kaçarak ayrıldığım yerin duygusu ürkütücü ölçüde kesif kalmış, kenti geçmişin ardından görmeye devam ediyordum. Kaçmayı bıraktığımda duygu da, sindiği kumaşın havalandırılmasıyla uçup giden ağır bir koku gibi dağıldı.

Evde de benzeri oldu. Geçmişin burada bir emanetçi gibi yaşamama yol açan izlenimleri gücünü perde perde kaybediyor. Her an fırlamaya hazır, bir köşesine ilişir gibi değil, kendime genişleyen bir alan açıyorum. Yok, babamın mekanına müdahale ederek yapmıyorum bunu. Alan, evle ilişkimde, ilişkinin duygusunda açılıyor. Yüklenegeldiği anlamlarından özgürleştikçe rahatlayıp enginleşiyor. Şehir ve ev, derin uykuda göğsüme kıvrılmış uzun tüylü azman kedi karabasanı yaratmıyor artık.

Kurtulmak istiyorsan kaçma.

*

Duraktan bindiğimiz taksilerin şoförleriyle ahbap olduk. Babama bugün nasıl olduğunu soruyorlar. Ben artık uyarmadan camı kapıyorlar.

Havalardan konuşuyoruz tabii. Şubat’ta yaşanan Mayıs sıcağından. Küresel ısınmadan. Güneşliyse kuraklık, yağmurluysa sel baskınlarından. Siyatik sinirinden. Seçimlerden. Her partiye oy veren var. Demokratik bir durak olduklarını gururla söylüyorlar. Efendi bir şoför topluluğu. Şoförlerin seçme değil rasgele olduğu dönüş yolu, bıçkınından kabadayısına, çenesi düşükten bismillahla laf edilene, daha gemsiz bir renklilik sunuyor.

Aynı yerlerden (aynı tabelaları takıntı denecek bir atlamazlıkla okumamla) başka başka şoförlerle ve havalarda geçiyoruz. Ben serbestleşen duygularla, duyargaları olağanüstü hassas babam da benim rahatlamamla rahatlayarak.


Ve şimdilik bayrak yarışı gibi sürdürdüğümüz şu nezleyle.

.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder