21 Haziran 2018 Perşembe

SAN FRANCİSCO - II


Bulduğum yerlerde iki katlı, rehberli, in-bin seyir otobüslerinden çok yararlanıyorum. Ne nereye ne kadar uzak, neler ilgimi çekecek, kesintisiz bir turla aşağı yukarı belirginleştikten sonra dilediklerimde inip istediğim kadar vakit geçiriyor, sonraki otobüsle devam ediyorum.




İki günlük otobüs turumun ilk günü, sabahın ilk seferiyle Golden Gate köprüsüne gittim. Başında indim. Geçişin paralı olmasını beklerken bedava olduğunu görüp şaşırdım. Diğer uçtaki seyir noktasına kadar 2,7 millik bir yürüyüşmüş. Şansıma rüzgarsız, yoksa bu yükseklikte o çılgın rüzgarda yürümeyi hayal bile edemezdim. Ceketimi çıkarıp belime bağladım ve kaldırıma çıktım. Sayısız görüntüsüyle tanıdık köprü olanca kızılıyla etrafımdaydı işte. Şehir ve körfezdeki hareket hafif bir pus perdesi ardından mavimsi bir siluet halinde. Deniz pırıl pırıl. Tek tük yelkenliler, kent ile köprü arasındaki kumsallar.. Dikkatimi adımlarıma verdim. Bastığım yer sapasağlamdı (köprünün ancak ortalarında hafif bir sallantı hissediliyor). Araçların kımıldattığı tabakalar da yok. 1937’de dünyanın en uzun köprüsü olarak açılmış. Adını altına hücum döneminden alıyor. Rengi ise özellikle yazları, yılın birçok günü inen siste görülebilmesi için kırmızı olarak seçilmiş. San Francisco küçük ölçeklerde durmadan beşik gibi sallanması kadar sisiyle de ünlü. Öyle ki Avrupalı kaşifler defalarca önünden geçtiği halde körfezin sis kaplı ağzı uzun bir zaman gözlerinden saklı kalabilmiş, ancak 18. yy sonlarında tesadüf eseri keşfedilmiş.

Kırmızı köprüye çok yakışıyor. Böyle upuzun bir köprüm olsa bu renk olsun isterdim. Dura, baka, güneşte yana, suya tüküre, tadına vararak karşıya geçtim. Sausalito’ya uğradıktan sonra şehre dönen üstü açık otobüse bindim. Şimdi ters yanda, okyanusa doğru gidiyorduk ki o buz gibi Pasifik rüzgarı otobüsün hızını da kendine katıp üstümüze patladı. Sırıttım, “Geç kaldın!”




Cumartesi pazarına gitmeli mi? Enerjin tükenmeden geri çekilip ikame etmeyi düşünsen iyi edeceğin yaştasın. Hostele dönüp biraz uzandım.




Öğleden sonra Avery beni aldı, kentin güneyindeki Pasifica’ya gittik. Big Sur yolu üzerinde. Günün birinde oraya da uzanmak üzere bu sefer vazgeçtiğim şeylerden biriydi dünyanın en güzel kıyı güzergahlarından sayılan Big Sur.

Pasifica, orta hallilerin sahil ve arkalardaki yamaçlarda oturduğu bir okyanus beldesi. Kumsalın arkasında basılmış topraktan bir set yapmışlar, kumlara batıp çıkmadan rahat rahat yürünüyor. Hafta sonu olmasına karşın kalabalık değildi.




Kum kokusu, okyanusun kendi gibi gür kokusu, dalgalar. Tertemiz. Tek bir plastik torba yok. Hep de öyleymiş. Sol tarafımızda bir golf kulübü vardı, çamları rüzgarlarla biçimlenmiş, yatık. Tepeye vurduk. Patika işaretlenmiş, iki tarafında yeşertme, bitkilendirme çalışmaları sürüyor. Parklaştırarak değil de biraz teşvikle doğanın yapacağı şekilde rengarenk, iç içe, kızılı pembeye, eflatunu açık yeşile katarak. Rüzgara karşı olsa gerek boylarını da bir karış tutup. Bağırtısız bir çaba.




Karşıda, altımızda denize dimdik inen yarlar, kayalıklar. Big Sur’sa Big Sur, başını böylece gördüm sayılır.




Güzel, kenti dengeleyici bir yürüyüştü.

*
Hostelin bilgisayar odası (postana bakamıyorsun, sadece bilgi almak için). Yemek salonu ve televizyonu, bilardo masası ile oturma salonlarında kıyamet koparken burada bir başımayım. Gürültü rahatsız etmediği gibi (odadan işitilmiyor) hoşuma bile gidiyor. Eğlensin çocuklar. Babil Kulesi gibi bin bir dilde. Düzene de çabuk alıştım. Gelenin gidenin durmadan değiştiği bir yerde kimse kimseye ilişmeden sürüyor hareket.

Haight-Ashbury


60’ların karşı kültür hareketinin odak noktası, kesişen iki sokağın adıyla anılan Haight-Ashbury’ye zaman ayırmak istedim.




Yürüyüş turuna katıldım. Hâlâ hippi bir rehber umarken karşımıza gencecik bir oğlan çocuğu-kız çıktı. Ama kısa sürede, konuya hakim olmakla kalmadığını, eşcinselliği dolayısıyla o dönemin günümüze uzanan etkileriyle hayatına dokunduğunu fark ettim. (Haight –Ashbury’nin ilk graffisini yapan da büyükannesi imiş.)




Haight bol duvar resimli. Jimi Hendrix, Janis Joplin, Grateful Dead, psikedelik sahneler. Kabusları, vizyonlarıyla uyuşturucu kültüründe sahneye yasal bir ilaç olarak çıkan LSD çok önemli. Deneklere veriliyor, etkileri bir iki saat bekleniyor, görülmeyince yoksul gönüllüler paraları ellerine sayılıp sokağa salınıyormuş. Asidin “patlamasının” 8-12 saat aldığı bilinmediğinden olan olmuş, “tadını alanlar” bu sırada yasaklanan maddeyi yeraltına çekmiş, LSD de bütün bir hareketin, karşı kültürün yakıtlarından, yoldaşlarından olmuş.




Uyuşturucu işin bir yanı. Paranın yerine paylaşımı koyan örgütlü, sosyal bir yanı da var ve Haight-Ashbury, Digger’lar gibi gruplar, bedava sağlık ocağı (uyuşturucu etkisi altında kaza, yaralanma eksik olmamış), ücretsiz dağıtılan ikinci el eşya, giysi ve yiyecek ile bunun da merkezi olmuş. Dispanser ile ikinci el giysi dükkanı hâlâ açık. Digger’ların felsefesi değişen zaman ve zeminde varlığını dayanışma ruhu olarak sürdürmüş. Eşcinsel hareketin görünürlük ve haklarında da bu dönemin büyük katkısı olmuş. 80’lerde üzerinden AIDS silindiri geçmiş olsa da gökkuşağı bayrakları bugün Amerikan bayraklarının yanında dalgalanıyor –Haziran sonunda gurur yürüyüşleri var.

Uyuşturucu, dayanışma, komünler. Sosyal, ekonomik, cinsel, kalıpların zorbalıkla değil aşkla zorlanması, yaratıcılığın, başka’yı tahayyülün kışkırtılması. Müzik. Hendrix, Joplin, Grateful Dead’in yaşadıkları, müzik yaptıkları evlerin önünden geçtik (son ikisi bugün çok değerli Viktorya yapıları). Her pencereden, köşeden başka (kimi listeleri altüst edecek kimi klasiklere karışacak) seslerin yükseldiği o günlerden bugüne her türlü eski kayıt satılan dükkanlarla sessizlik kalmış. Ve edebiyat. Ferlinghetti’den Gary Snyder’a, Allen Ginsberg, William S. Burroughs, Jack Kerouac’a, delifişekliğini şehirde estirerek 60’lara el vermiş bütün bir beat kuşağı. Kendilerini ortaya koymuş, sizin oyununuzu oynamıyoruz demiş, renklerini açtırmışlar. Zaman içinde düdüğünü geri alan kurulu düzen olmuş. Öyle ya da böyle, devrim diye bir şey yok, patlamalar var yalnız, şaşırtan, irkilten, umut veren patlamalar. Uzun vadede ipler konsantre gücü elde tutanlarda. Yine de patlamalar orada burada işlemeye devam eden değişimleri tutuşturuyor.




Haight-Ashbury o dönemin, iple boyadıkları gömleklerin güneşte solması gibi solan renklerini yaşatıyor görünen turistik bir yer bugün.




Hindistan’dan 3 kuruş 5 paraya toplanmış kıyafetler, süs eşyası, ıvır zıvırı bire bin katıp satan dükkanların, kafelerin olmadığı Ashbury, Viktorya tarzı iki üç katlı ahşap evleriyle bugün pek sakin bir konut bölgesi. Bu evlerin en az üç renkli olanlarına Painted Lady (boyalı hanım) deniyor. San Francisco simgeleri arasında sık görülenler Alamo meydanındakiler ama meğer Ashbury de onlardan yana pek zenginmiş. Büyük deprem ve onu izleyerek şehre (özellikle de doldurma yoluyla kazanılan kıyı şeridine) daha da büyük zararı veren yangında derslerini almışlar. Gereken değişiklikler yapılmış, önlemler alınmış. (Bunlardan biri, avaz avaz dolaşan itfaiye araçları. 1906 yangınında park yerlerinde mahsur kalmalarının ardından araçların önemli bir kısmının şehirde sürekli hareket halinde olmasına karar verilmiş.)

Biraz Arnavutköy’ün yalılarını hatırlatıyor Boyalı Hanımlar.




Mirasçı kardeşler arasındaki anlaşmazlık yüzünden metruk halde kalmış biri dışında pırıl pırıl ve fahiş emlak fiyatlarıyla kim bilir kaçar milyon dolar? Yer kısıtlı (askeri tesisler ve küçük bir anıtsal askeri mezarlık dışında mezarlıklar şehir dışına taşınmış. Yakınlardaki Colma kasabası sakinlerinin yüzde yetmişinin toprağın iki metre altında olduğunu anlatıyordu bir rehber gülerek) ve bu kadar revaçta olunca iki odalı apartman dairelerinin kiraları bile birkaç bin dolardan başlıyormuş. Orta altı kesime ev ortaklığı ve banliyöler kalıyor.




*
San Francisco gençlik imgelemimde yer tutmuş bir şehir. Düş kırıklığına uğrar mıyım diyordum. Hiç öyle olmadı. Renkleri, iklimi, coğrafyası, bitki örtüsüyle, geçtiği söylenen hızlı değişimin ötesinden tadını aldım. Aldığım tadı da sevdim.

San Francisco album:

https://photos.app.goo.gl/VsCQxGuAQvaNw2aKA

(Arkası yarın)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder