24 Şubat 2011 Perşembe

ŞU CÜZ'İ İRADENİN İŞLERİ

Küçük Prens’te Kral, tebaasından yana itaatsizlik sorununu nasıl çözdüğünü anlatır.

Güneşe batması emrini batacağı zaman veriyorum. Hiç mesele olmuyor.

Hem zaten bir generalden martı gibi uçmasını istesem, o da uçamasa, kimdedir kabahat? Onda mı, bende mi?

Benim irademin krallığı da işte o kadar!

İçimin kalabalığı aynı yöne bakıyorsa bütün enerjimle oraya akıyorum.

Mesele, yapılacak şeyle yapmayı istememe arasında bölündüğümde çıkıyor. İsteksizlik büyükse yapılması gerekenin de o oranda güç kullanması, iradenin toplum polisini meydana salması gerekiyor.

Enerjim, onunla birlikte de zamanım işte o zaman delik deşik kovayla taşınan su gibi döküle saçıla ilerliyor, menzile de pek az şeyle varıyor.

Komşularınca alaya alınan uzun saçlı, küpeli, kokular sürüp sürüştürmeye meraklı askerlerden oluşan Lidya ordusu sanki iradem.

Her şey yolunda, içim yekpare iken zaten gönüllü olunan bir disiplini muhafaza ediyor. (Vatikan muhafızları Papa’yı ne kadar koruyorsa o kadar.)

İsteksizlik teröristi dağdan indiğindeyse ona rağmen bir şey yaptırmak generalden martı gibi uçmasını beklemek!

En iyisi isteksizlikle masaya oturmak galiba. Kamçıyı bir yana bırakıp havuçla ikna etmeye bakmak.

Güneşe de zaten batacağı zaman batmasını emretmek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder