23 Haziran 2010 Çarşamba

KLAKET

İnsanın uzun bir süre “aynı” ruhsal kılıkla dolaştığı zamanlar değil de ara ya da geçiş dönemleri..

Baş rollerinde eriyik oyun hamuru görünümlü figürlerin olduğu animasyon filmlerini çağrıştıran.

Filmdeki yeşil bebek, soluğu mor köpeklikte almazdan önceki gibi, “ben” dediğinin yabancılaşıp uzaklaşması.

Kendini tanıyamama.

Kah, çözülen bol buzun kalan az alkolü iyice yavanlaştırdığı ılık içki gibi algılama.

“Ben” demenin zevk verdiği halle kıyaslayıp eli böğründe kalma.

Kah, derisini evde bırakıp sokağa öyle çıkmış gibi savunmasız, dağılıp gidici hissetme.

Derken değişime uyanış.

Bırakmak “Nerede benim bildiğim” diye yanıp yakılmayı.

Bakalım neler oluyor, daha da olacak tarafsızlığıyla seyre koyulmak.

Sevgiyi bir oktav alttan, öfkeyi bir buçuk perde ilerden, ataklığı şimdi üç adım önden, an sonra derinlerde bir yerden yaşamak. Bilmediğin su birikintilerinde boğulmak. Geçmediğin tepelerden süzülmek.

Parmakların kadar tanıdık beş duyunun bile artık-pek-o kadar-tanıdık-da-değil hale evrilmesi.

Koşuda bayrağın başka ele geçişi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder