23 Temmuz 2015 Perşembe

YILGINLIK

Dar, uzun kapalı bir mekanda gibiyim. Bayat havası solunmaktan ılınmış. Kaynağı belirsiz ölgün ışığı kahverengimsi. Penceresiz duvarlar arasında dört dönüyorum. İçim başka hiçbir ışık almıyor.

Kalk, denize gir. Nereye olacağını hiç kestiremezsin ama deniz kapıyı açar.

Tuzlu su bedenimi kaldırıyor. Yerçekiminin üzerimdeki etkisi mutlak olmaktan çıkıyor.

Zihin kamanıp kaldığı yerden suya bırakılan çamaşırın kiri gibi çözülüyor. Sorular açılıyor.

Neden Suruç bamtelime dokunurken arkasından intikam olarak öldürülen iki polisi bir haber olarak aldım?

Ölü yarıştırmakla suçlananlar hiçbir yere varmayacak bir yerden yaklaşsa da dokundukları bir nokta var.

Ölüm bizi ne zaman etkiler? Fazla derine inmeyen bir vahvahın ötesine ne vakit geçeriz? Empatinin temeli yakınlık mı? Yakınlığınki de oturttuğumuz bağlam?

Suruç’ta katledilen gençler, yaşamak istediğim ülke tasavvuruyla da mı beni böyle vurdu?

Haber olarak aldığım iki polisin ölümüyle bamtelinden vurulanların epey bir kısmının da Suruç ile derin bir bağ kurmadığı bir ülkede toplumsal barış nasıl olacak?

Öfke bütün bunların neresinde?

Toplumsal değişimlerin büyük bir kısmı altında öfkenin itici gücü var. Ama körleştirici yanı? Müsebbibi teke indiren indirgemeci tarafı?

Yazarların aslanlar gibi kükrediği köşe yazıları neye hizmet ediyor? Kanayacağını bile bile yarayı kaşımanın verdiği rahatlamadan başka?

Boğuntunun altında sorulara bir an önce cevap bulma baskısı var. Yapamadığında ağır bir kedere, yılgınlığa dönüşen bir aciliyet.

Bütün içindeki yerini hatırla.

Ve sakin ol.


Bırak, tuzlu su seni taşısın biraz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder