3 Ağustos 2012 Cuma

YAZ YAZILARI -SESLER

Sessizliğe ya da diğer seslere onlardan sıyrılıp sivrilerek serpişen yaz sesleri.

Cırcır böcekleri tabii.

Kara, sivri, sinek çeşitleri.

Başka börtü böcek.

Denizden yansıyan çocuk çığlıkları. Balıkçı teknelerinden yükselen şarkı-türkü.

Alışkın ellerde sarılıveren sigara böreği gibi yuvarlanan dalgaların kıyıya vurup açılışı, az ötede yeniden-yeniden açılışı. Denizin çakıllardan geri çekilmesi. Kayalarda şaklayıp şahlanışı.

Sudaki bedenin sakin şıpırtıları.

Rüzgarın kulaklarla birlikte ıslanan ıslığı.

Tavla pullarının takırtıyla tahtaya çalınmasına uzun, gevşek aralıklarla eşlik eden sohbet parçaları. (Yazın temposu değişmeyen tek gayrı resmi konuşma türü cep telefonlarına aynı gayretle bağırılan olmalı.)

Geceleri sonar dakikliğiyle öten baykuş. (Kaynağı belirsiz, hafif puslu ama aralıkları metronom kesinliğinde bu ses, tarla faresi kadar beni de büyülüyor.)

Gündüzlerin ağaçkakan, serçe, arap ve diğer bülbülleri.

Çardakların kuru ot örtüsünde hışırtısı girdaplanan meltem. Yaprak örtüleriyle rüzgara farklı farklı enstrüman olan ağaçlar, çalılar.

Belli bir yönden ve belli bir şiddette estiğinde (ancak o zaman) yelin taze palmiye yapraklarının yere hemen hemen paralel uçlarından çıkardığı o enfes tıkırtı.

Baygın otomobil tekerlerinin taşlı topraklı yollarda, ilerlemeyle çatlayıp kalmayı aynı anda çağrıştıran küfür kıyamet, iniltisi.

Yazın kendi sesleri var elbette. Ama sıcak ve ışığıyla yaz, diğerlerini de kendine buluyor.

Sabahın er vakti cam bardakta şıngırdayan çay kaşığını insan, o bardaktaki çaya yandan vurup kehribar gibi ışıtan güneş de gözünde canlanmadan işitemiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder