17 Mart 2021 Çarşamba

ELİMDE TERAZİ, GÖZLERİM FALTAŞI GİBİ AÇIK

Yargılar, kınar, yerden yere çalar, iğneler, alay ederken iki şey duyuyorum: Tatmin, ardından rahatsızlık. Cazip ama sağlıksız, ağır bir yemeğin sonrası gibi.

Yargılamanın geride bıraktığı his tizleşme, incelme -lastiği patlayıp da cantı üzerinde giden bir arabanın duygusu.

Bir de.. ana babanın pabuçlarını ayağına geçirmiş, kendini büyüklük hayallerine kaptırmış, bir yandan da yakalanmaktan korkan çocuk benzeri oluyorum.

Ne büyük bir iddia!

Bak, ben onun gibi değilim. Doğru ne, yanlış ne, billur gibi görüyor, eğriyi doğrudan, zevkliyi zevksizden, sığı derinden şıpın işi ayırt ediyorum! Yargıladığımdan ayrı, onun üzerindeyim.

Akıl bu ayırma, ayırt etme, ayıklama neşterini eline aldı mı, istediği kadar seçkin, masum, temiz görünsün, falçatasını sağa sola savuran kabadayıdan farksız.

Yürekse bunda bir yamuk görüyor. Bakışımı beni görünürde başkalarından ayırana değil, hepimizi içine alana çeviriyor.

Birilerinden daha incelmiş olabilir, daha sorgulayarak yaşayabilirim. (Beni yanlarında çöp adam çizimi bırakacak çok daha ötelerde olanları unutmadan: Onların açısından benim de yargılarımla duraksamadan harcadıklarım sınıfını boylayacağımı.) Ama aynı zamanın, coğrafyanın, kültürün ürünü olarak gölgemin ne kadar üzerinden aşabilirim?

Tavrım şeklen farklılaşabilir. Yolsuzluğu ihalede yapmam da, herkes yapmıyor mu, arsamı komşumunkine bir parça canım, taşırarak yaparım. Yalanı halkıma değil anama söylerim. Yerden yere vurduğum İsrail gibi Filistin toprağını işgal etmem de komşumun görüşü, havası, ışığını kestiğime hiç aldırmadan çatımı kapatırım. Sanatçı haklarını yiyen Spotify’a abone olurum. Bedava kitap sitelerinden onlarca kitap indiririm. Getirebildiğim her şeyi bedavaya getirmeye bakarım. Bütün bir ülkeye kusamasam da öfkem oracıktadır, burnumda, her an fışkırmaya, ateşiyle cirmi kadar yer yakmaya hazır. Sabırsızlığım, önünü sonunu, işime geldi mi başkalarını düşünmeden, bütünlüğü gözetmeden harekete geçişim de kendimce öyle.

Elinde neşter, akıl ölçekteki ya da ayrıntıdaki farklardan kendine pay çıkarırken yürek, bizi biz eden ortamı, atmosferi öne çıkararak paylaştığımız şeye yöneliyor. Dürtülere, dinamiklere. Kirlendikçe kirlenen aynı okyanusun balıklarıyız diyor. Kimimiz ağır metallerden yana daha toplayıcı, zehirli. Kimimiz daha zararsız. Ama deşin karınlarımızı, mikro plastiklerin yükü hepimizde.

Ona kulak verdiğimde tizleşme, incelme, cant üzerinde gitme hissi dağılıyor. Yerini, kendimi ayırıp kuru toprağa çekmeksizin daha etraflı bir bakış, algı alıyor.

Neyin ne olduğunu görmek için sütten çıkma ak kaşıklığa terfi etmeme, bir de bu yanılsamanın körüklediği nafile öfkeye, tiksintiye kapılmama gerek yok.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder