11 Mart 2020 Çarşamba

KORONASYON


Virüsün paniği, kıyaslanmaz bir şekilde kendinden daha hızlı ve etkili yayılıyor.

Ölümcül olabilmesinden önce akıl tutucu.

Kurulan korku kardeşliklerine bakıyorum.

Mikroskopik bir odaklanmaya doğru ilerleyen “bilgilendirici” (görsellikleri öd koparıcı) önlem uyarılarının iyi niyetle canhıraş paylaşılmasına. Bunun, izin verecek olsam paçayı kaptıracağımın bilincinde olduğum fizyolojik-psikolojik etkisine.

Fosur fosur sigara içenler, korona riskinin yaş gruplarına göre yüzdesini hiçbir tuhaflık görmeden sayıp döküyor.

Risk, tehdit algısı odaklandıkça yoğunlaşan, son derece sübjektif bir şey. İnsanı tam anlamıyla can damarından yakalamaya aday. Korku kitlesel bir hale geldiğinde mutlaklaşıyor, çerçeveyi olduğu gibi kaplayarak geride oran, perspektif bırakmıyor.

Korkuya kapılırken ilk unuttuğumuz (o saate kadar farkına varmış isek) risk tayininin kişisel olarak akılla pek az ilintisi olduğu.

Yüzdeler bu kadar mühimse sigarayı bırakıp tehlikeyi azaltsan? Sonuçta korona bugün değilse yarın gidici. Tehlikesi artarak sürecek sigara bağımlılığı değil.

Ama hayır! Riske girişimiz de ondan kaçışımız kadar içinden çıkılmaz duygusal salatalarla güdümlü.

Bu haliyle de manipülasyona çok açık.

Elimi yıkayayım, peki. Hijyene biraz daha özen göstereyim. (Bu kadarında bile ne ayrıntılar icat ediliyor her gün: Düğmelere parmak ucunuzla değil, parmaklarınızın ikinci boğumuyla basın, kapıları dirsekleriniz ya da ayağınızla itin. Eldiven takın, çıkarın, yeniden takın… Bu obsesif kompülsif orjiden ileride ne psikoloji tezleri çıkar.)

Ama sonra her şeyi oluruna bırakabileyim.

Virüs akciğerleri ya tutar ya tutmaz, insanları amigdalalarından tuttuğu ve dikkatin baş tacı edildiği ise ortada.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder