20 Eylül 2013 Cuma

ISSIZLIĞA DOĞRU

Eylül başında koylar adam almıyordu. Sırf 30 yıldır gelen bizler değil, herkesin ağzında böyle bir kalabalığın görülmemiş olduğu dolaşıyordu. Çekiciliği benzersiz konumu kadar ıssızlığından gelen böyle bir yer için zorunlu bir alışma isteyen durum.

Her şey gelir, her şey geçer diye avunduk. Eninde sonunda gürültü neydi ki. Seslerden bir ses. Şimdi var, sonra yok.

İnsani olanın ötesindeki varlığıyla doğa olanca mevcudiyetiyle burada işte. Dağlar, deniz, rüzgarlar, güneş. Çerçeveyi neredeyse tümden dolduruyor. Düşüncelerin, duyguların, kaygı ve umutların şehir ayarından bambaşka bir bağlama, zaman ölçeğine serpişiyor. Homeopatik moleküller gibi bütün içinde iyice seyrelerek. Şehirdeki o üst üstelik haliyle saflar oluşturarak birbirlerini beslemiyor, dolduruşa getirip savaşlar açarak kendi yarattıkları sel sularına kapılıp gitmiyorlar.

Düşünmeye, mutlak doğru bilinenlerin şehirde tabu olan sorgulanmalarına burada zemin de var zaman da.

Zihin akışkanlık kazanıyor.

Tepeden bakan dağların eteğinde, şişirerek büyüttüğümüz insan varlığı, haddine geri dönüyor. Önemliyle önemsiz başka bir kalburdan geçiyor.

Sıcak gelişmeler, başımızın üzerinde sallanan savaş kılıcı, insani trajediler.. Alabildiğine gerçek ama dürbünün ters tarafından görülüyor.

Aristophanes’in Lysistrata’sını okurken, ilk defa oluyormuş gibi tepki verdiğimiz, herkes bizim doğru bildiğimiz yola bir girsin, ortadan kaldırıvereceğimize canı gönülden inanacak kadar gücümüzü abartarak baktığımız şeylerin (savaş, barış, acısız bir ömür) nasıl bir dalgalanmanın iniş çıkışları olduğunu hatırlıyorum.

E tüm çaba, mücadele boşuna mı yani?! diye yapıştırırdı kapının arkasında bekleyen standart tepki.

Elbette değil, hiç olur mu? Tersine. İşin parçası. Sadece sandığımız kadar belirleyici olmayabilir.

Öfkeye, nefrete, umutsuzluğa kapılmadan tevazuyla verilen mücadele belki yoldan bir iki taş daha kaldırmamıza, öngörülmez bir gelecekte öngörülmez meyveler verecek bir iki tohum daha ekmemize yardımcı olur.

İnsanla, hele kitlelerle işlerin hiçbir zaman ikiyle ikinin toplamı olamayacağını, öngörülmezliği, gelişimle bozunumun iç içeliğini vs gözden ırak etmemek.



Her sezon sonu kamyon kamyon taşınan çakıllarla plajları düzeltme işi ve denizle rüzgarların üç beş fırtınayla ortalığı yeniden tarumar edişinin fısıldadığı gibi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder