3 Ocak 2016 Pazar

ADSIZ

Düşünceler, düşünceler.. Yarattıkları, yol açtıkları. Olumlu bir atmosferdeyse hoş, uyumlu. Değilse her biri bir yana çekici, bölücü, parçalayıcı. Korkutucu. Gerdikçe gerici.

Kafanın içindeki o büyük uğultu. Dikkat bırakmıyor. Sele kapılıp oraya buraya çarpa çarpa savrulup o gidiş.

Tepkisellikten ibaret kalan hareket kabiliyeti.

Dur, ne olduğuna bir bak. Nasıl olduğuna.

Seslere hepsini bastırmak isteyen başka bir ses ekleyerek değil ama.

Sakin olayım, bunlar sadece düşünce diyerek değil. Öyle olmuyor.

Seyretmeyi, izlemeyi öğrenerek. Yavaş yavaş, adım adım, sebatla. Neyden ses çıkarmaya çalışır gibi.

Zihni zihnin içinden değil, kenarında, kıyısında kalmayı öğrenerek değiştirmek bu. Kendiliğinden. Ayaklarını sel sularından çekerek.

O vakit neyin ne olduğu belirginleşmeye başlıyor.

Düşüncenin doğası. Nasıl işlediği. Kendi kendini yankılayıp çoğaltışı. Yarattığı imgeler, kanılar, inançlar. Kesinlik. Kendini gerçeklik ve tek gerçeklik olarak dayatışı.

Sonu gelmez bir trafik.

Ama kıyıda kalıp izlemeyi öğrendikçe göz korkutucu, yıldırıcı –aslında kupkuru- bir gürültüden ibaret olduğunu fark etmeye başlıyorsun.

Bedeninde gözlüyorsun etkisini. Sığlaştırdığı nefesin, burduğu göğsün, yumruklarını yiyen midende. Buz kesen elin ayağın, ısınıveren yüreğin, al basan yüzünde.

Duygularında. Şimdi güvenli, açıkken esiveren bir düşünceyle tedirgin, diken üstünde oluşunu. Çöken utancı, kibri, paniği, çaresizliği.. izliyorsun. Hiç dokunmadan, kaçmadan. Pencereden dışarı bakar gibi. Şimdi şu, şimdi bu diyerek.

En kötüsünün, hoşa gitmeyen bir iç/dış yaşantıda tabanları yağlama, dikkati başka yana çevirme, nahoşu oyalayıp uyuşturma dürtüsü olduğunu görür oluyorsun.

Seni düşünce seline savuranın bu olduğunu. Bunun da zaten o sele körü körüne verilen bir tepki olduğunu.

Hoş ile nahoşun da düşünceden ibaret olduğunu.

Aslında sadece olan olduğunu.

Bunu yorumlar, yorumlara tepkiler, tepkilerin tepkileriyle yok yere çetrefilleştirip uzaklaşmadan yaşadığında ortaya çıkanın ne kadar farklı, doğrudan, yalın olduğunu.

Acının bile bambaşka bir dokunuşu olduğunu, öfke, nefret yerine derin bir şefkat yaratabildiğini..

Hayatı kafanın içindekilerden ibaret sanarak hangi akıntılara kürek çektiğini..

Bazen kısa bir an, giderek uzayan süreler boyunca bilir oluyorsun. Bir fikir olarak değil, doğrudan.


Neyden demini hâlâ arayan bir ses çıkmaya başlıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder