9 Ekim 2023 Pazartesi

KEDİ GİBİ OL

Kedi ağaçtan düştüğünde bırakır kendini, diyor Alan Watts (What is Tao?). Gevşer, yumuşacıktır, yere hafifçe iner. Ama düşecek olduğunda son anda düşmek istemeyeceği tutarsa gerilip katılaşacak, bir torba dolusu kırık kemik olarak yeri boylayacaktır. Tao felsefesine göre benzeri şekilde hayatlarımızın her anında hepimiz bir ağaçtan düşmekteyiz. Dünyaya geldiğimiz anda bir uçurumdan aşağı tekmeyi yiyor, düşüyor da düşüyoruz ve bunu durdurmanın hiçbir yolu yok. Onun için, sürekli bir gerilim halinde yaşamak ve aslında bütün hayat gelip geçici olduğundan bizim gibi düşmekte olan türlü şeye tutunmak yerine kedi gibi olun.

Ya kedi gibi ol, hareketlerin seni tüy gibi yapsın ya da bir torba dolusu kırık kemik halinde dolaş dur.

Yoga yapanlar, başta çok zor gelen bir duruşun insan deneyimle kendini daha çok salabildikçe nasıl gıdım gıdım kolaylaştığını, hafiflediğini anlatır. Bunu bedenimle değil de ruh halimle yaşıyorum. Tepkimle kaskatı girdiğim bir karşılığım, direnmeyip bu hale kendimi bıraktıkça taş olmaktan çıkıp tüy olmaya doğru gidiyor.

Zaman ve zemin kedi gibi olma egzersizine sayısız olanak sunmuyor mu zaten? Hemen her an, içime kulak verdiğimde bir katılık, sertlik, düğüm hali duyabiliyorum. Ama iri ama dikkat etmesen geçip gidecek ufak düğümlenmeler. Direnç.

Diplerine doğru kendimi bıraktığımda dalga dalga çözülüp gitmelerini izlemek ilginç ve hoş.

Kedi gibi olmak serbestleştiriyor insanı.

29 Eylül 2023 Cuma

SALI PAZARI

Düzen takıntılı ayakkabıcının da diğerlerinden saatler sonra tezgahlarını kamyonetine yerleştirmesiyle salı pazarından geriye yol boyu çöpten başka şey kalmadı. Gürültülü temizlik aracının ardından bu da süpürülüp toplandığında sokak, lambaların sarı aydınlığında bomboş uzanıp gitti.

Demir çubukların takırtısı, satıcıların birbirine yağdırdığı talimatlara gün doğarken karışmaya başlamıştı. Direkler dikildi, tenteler gerildi, kasa kasa, çuval çuval mal taşındı, yerleştirildi, gün boyu hane halkını, akşamüzeri tarım işçilerini bekledi. Tencere tava, sebze meyve, balık, hırdavat, çul çaput, baharat. Alış veriş, bakıp geçiş; pazar, suyu bu zamanda epey çekilmiş, yatağında ufalmış bir ırmak gibi aktı gitti, bitti geçti.

Seyreden gözümde gecenin her şeyi örtmüş sükuneti, bu belirip çoğalış, hızlanıp çözülüş de jeolojik çağlardan tek bir ana, süresi ikincil bir var-sonra yok oluş modeli oldu çıktı.

18 Eylül 2023 Pazartesi

TEKBİR

Bugün denizde az ötemde dubaların ipine tutunmuş üç adamdan ansızın yükselen tekbirle afalladım. Açıklardan, küçük adanın kıyısından bir ses onlara karşılık verdi. Allahın adını bilenler, hep birlikte diye haykırdı beriki üçünden biri. Art arda tekbir getirmeye, ardından ilahiler okumaya koyuldular. Bağrış çağrış iskeleye çıkıp çıkıp atlayan çocuklar dahil, denizdeki bütün sesler susarken adamlarınki koyda yankılanarak yükseldi. Balıkların bile sesi kesilmiş, tehdit algısıyla yer gök suspus olmuş gibiydi. Üç adam ile açıklardaki arkadaşlarının avazında müthiş bir dokunulmazlığını biliş vardı ki ürkütücü olan, içerik ile yorumundan bile önce bu var mı bana yan bakan! efelenmesiydi. Suda olmasam tüylerimi diken diken edecek bir meydan okuma.

Kurusıkı olmayan bir meydan okuma. Birileri bulaşsa da kıyasıya girişip canına okusak, kim bize ne yapacak ki! diyen. Bunda yanılmayan.

Ağır bir çaresizlik hissettim. Aradaki beton duvarı. İletişim olanaksızlığını. Ya sen ya ben restleşmesini. Güç bu tarafta, gerisi zaman meselesi! ilanını. Ancak güç dengelerinin değişmesiyle önü alınabilirse alınacak bir kayıp gidişi.

Biraz ileride, hayret ve üzüntüyle fısıldaşan iki erkekle bir kadının yanından kaybettik diyerek geçtim.

Duştan çıkarken üç adamdan biri diz altına inen kara mayosuyla sudan çıkmış, kirli renkli havlusuna sarınarak pehlivan çalımıyla şezlonglarla şemsiyelerin arasından yürüyordu.

Sultası altına alıp çıtır çıtır ezeceği tanrı kulu aranan bu babalanmanın onunla birlikte karaya çıkıp sitenin sokaklarında fink atmasına ne kadar kaldığını kestirmeye çalışarak eve döndüm.

17 Eylül 2023 Pazar

HATIR

Bakışlarından iyilik akıyor. Mülayim, sevecen bir kadın. Ailenin çekip çevireni, belli. Denizin son demlerinden yararlanmak için çocuklarını beklemeden otobüse, dolmuşa atlayıp gelmiş. Korkusu tek başına sıkılmak. Bu da onu, sanki elektrikler aniden kesilmiş de yakalandığı merdivende can havliyle elinin altındakine tutunur yapıyor. Konu komşunun evlerine döndüğü zamanda o da ben oluyorum.

Uzak durduğum, elini uzattığı an da tabanıma neft yağı sürülmüş gibi kaçtığım, verilen statü ve usulleriyle komşuluğun, anaların ak sütü gibi helal kıldığı bir içli dışlılık talebi burnuma dayatılıyor.

Sohbeti -ilkini- ayakta tutmak için giriştiğim moderatör canlılığı (kendi haline bıraksam kısa sürede tükenip gidecek bir mum aleviyken ölmesine kadar geçecek zamanda düşüp bayılmamak için yöneldiğim bir şey) ile de şevke gelen karşımdaki, sıkılacak gibi olduğu her an elinin altında olayım istiyor.

Son derece doğal, insan ilişkilerinin, komşuluğun organik bir parçası sayılan bu hissin (talep edilmesine bile gerek yok, kendiliğinden ihtiyaç duyulup karşılanması beklenirken) karşılıksız olması olacak şey değil!

Tasavvur ötesi.

Eğer hava kadar, su kadar tabii bu talebi karşılamıyorsan oluşan gedikten suçlu, sorumlusun.

Talep edilen ahbaplık, bir banka birlikte oturup boş boş karşıya bakarak çekirdek çitleme ruhlu. Sessizlikten kaçmak için açık bırakılan ama hiç kulak verilmeyen radyo gibisiniz birbirinize.

Laf arasına usturuplu bir şekilde serpiştirdiğini düşündüğün, “Bir başıma olmayı seviyorum. Kafa dinlemeyi. Kitabıma gömülmeyi” fikrinin de diğerinde hiçbir karşılığı olmadığını görmek biraz sarsıyor.

Bambaşka iki oluş biçimini kırmadan, incitmeden birbirine nasıl aktarabilirsin?

İçli dışlılığın yanı başında beliren diğer kavram, “hatır” anlayışı.

Hatırı kalmasın. Ne olur ki katlansan? Hatır için çiğ tavuk yenir!

Nedir hatır? İstemenin değil, ona seçimli bir hayır demenin yadırgandığı bir kültürde belirsiz süreler boyunca kendinden vazgeçmenin masumiyetine artık inanmadığım değneği.

*

Denize birlikte gidelim, dedi.

Neden ki? Gittik. O hemen kıyıda bacak hareketlerini yaparken açılıp uzaklaştım. Döndüm, duştan sonra güneşte kurumayı severmiş. Ben kalmam, suyun tazeliği üzerimdeyken dönerim dedim ama hatır için oturdum.

Dönerken onun bakışı kadar tatlı olmasına özen gösterdiğim bir tonla, “Bakın işte, herkes farklı farklı, alışkanlıklarımız uyuşmuyormuş. Birbirimizi kısıtlamayalım iyisi mi, siz istediğinizde denize gidin, beni beklemeyin” dedim.

Bakalım bu, sıkıntıdan patlayan lastiği ne kadar yamayacak?