7 Şubat 2024 Çarşamba

ÇERÇEVEMDE

Pencerede koyun karşı tepeleri, deniz, ön plandaki palmiye. Hepsi bu ama bu her şey.

Bu sabah karşıları doğu aydınlığı altında sütlü bir pus kaplı. Konturlar seçiliyor-seçilemiyor, neredeyse yekpare. Deniz de patlayan ve sakin beyaz yamalar halinde uzanıyor. Rengi beliren tek şey, yeşili iyice koyulaşmış, vuran güneş altında tepe yelpazeleri sarıya çalan ışıltılı palmiye. Gökyüzüyle birlikte bu dördü arasındaki git-geller aklımı başımdan alıyor. Öğle güneşi altında acemi fotoğraflarındaki yavan eşitliğe bürünürlerken ışığın dramatik yoğunlaşma anlarında, gündoğumu-batımları, bulutlu, yağmurlu, sisli puslu havalarda, alacakaranlıkta tüyleri diken diken eden ön plan-arka plan geçişimleriyle gözümü kulaklaştırarak, kavrayışımı doğrudanlaştırarak ne müzikler dinlemiş, ne romanlar okumuş, piyesler seyretmişim gibi yapıyorlar beni.

Ama hep gözümden vuruluyor, zamanın dışına çıkmış, suskun, gördüğümü araya zihin girmeden içiyorum.

Şimdi pusa bürünmüş karşı tepeler, havanın nemi çekildiğinde kat kat yeşil. Siyah-beyaz fırtınalarda tehditkar, dingin gün sonlarında yumuşacık. Palmiye desen (çok dedim onu)..

Seyrediyorum.

Seyrin demledikleri bir vakit sonra demliğimi dolduruyor.

Sadece ışık ve değişimi var. Geri kalan her şey (tepeler yeşil, hayır beyaz; yumuşacık, hayır tehditkar; ışık içinde, hayır kapkaranlık!) gerçek bellediğimiz anlardan ve yorumlarından ibaret derken buldum kendimi bu sabah.

6 Şubat 2024 Salı

KAYBETTİĞİNİ GERİ KAZANIRKEN

En büyük gücümüz dikkat ama mirasyediler gibi nasıl da çarçur ediyoruz. Onca vakit harcadığımız sosyal medya, koskoca Manhattan adası karşılığında yerlilerin eline sayılan incik boncuk gibi.

Dikkatin bölünmesi (belki güç/otonomi kaybı olduğundan) stres yaratıcı. Stres ise dikkatin sağa sola saçılmasını daha da hızlandırırmış. Gerçek hayat memat meselelerinde böyle olması isabet deniyor; gözlerin fıldır fıldır, daldan dala hızla etrafını taraman gerek ki nereden ne geleceğini kestirebil. Bizim aynı kalan fizyolojik işleyişlerimizle yaşadığımız çılgın tempolu günümüz koşullarındaysa bu, kaybolup gidiş oluyor.

Neye odaklanacaksan odaklan ama bunun için önce dikkatini geri al. Öyle kuru kuruya değil, iş gören yeni davranışları alışkanlık haline getirerek. Ama bunun için iradeye dayanma.

Alışkanlık oluşturmada stres konusunda uzmanlaşmış iki tıp doktorunun ipuçlarından çok yararlanıyorum:

Rangan Chatterjee (Feel Better in 5) ile Aditi Nerurkar (The 5 Resets).

Değişimin hayli enerji istediğini, beynin ise enerji ekonomisinde olabildiğince kolaya kaçıp değişimden pek haz etmediğini söylüyorlar. Sıkıya gelmeyeceği, binicisini ilk fırsatta sırtından atacağı için, binicinin elindeki kırbacın (irade) işe yaramayacağını, onun suyuna gitmek gerektiğini.

Bu nasıl olacak?

En önemlisi, yüklenmeden. Aditi Nerurkar, tek seferde sindirebileceğimiz değişiklik sayısının iki olduğunu söylüyor. 2 Kuralı diyor buna.

İkincisi, ufaktan, bulunduğumuz yerden başlamak, kat edilen görünür mesafeye değil, birikime odaklanmak. Egzersizde olduğu gibi, küçük adımlar uzun zaman görünür bir sonuç yaratmıyor ama bu hiçbir şekilde sonuçsuz kaldıkları anlamına da gelmiyor. Birikiyorlar. Tıpkı olumsuz alışkanlıklarımızın da biriktiği gibi. Ve günü geldiğinde olumsuzlar faturalarını, olumlular da ödüllerini önümüze koyuveriyor.

Ufak başlamak, değişikliğin büyüklüğü kadar buna yönelik eylemin süresiyle de ilgili. Günde sadece 5 dakika, diyor Rangan Chatterjee.

Buna şeytanın bacağını kırmak da diyebiliriz. Bizi hiçbir yere vardırmayan ya hep ya hiç yaklaşımı (bahanesi) yerine küçük bir tadımlık. 5 dakikanızı başka neye vermiyorsunuz ki? X’in, Instagram’ın başında harcananlar yanında metelik sayılmaz.

Sonra iki hekim de stresinizin ne etrafında yoğunlaştığına ve kendi koşullarınıza göre hayatınızın çeşitli alanlarında (beslenme, hareket, davranış) girişebileceğiniz birçok yeni davranış örneği sıralıyor. Bunların biri sizin için değilse diğerleri hep kolay lokmalar ve sürdürülebilir.

5 dakikayı hiç yabana atmayın diyor Chatterjee. Size iki ay boyunca her gün sadece 5 dakika boyunca yiyebildiğiniz kadar abur cubur, tatlı, içebileceğiniz kadar gazozlu içecek yiyip içmenizi söylesem (bunlara tıka basa doldurulan alışkanlık yapıcı maddeler sayesinde kolay da olurdu), bir iki haftada sağlık sorunları belirmeye, birkaç haftada kan tablonuz değişmeye, bir yıla kalmadan da problemleriniz ciddiye binmeye başlardı. Aynını olumlu alışkanlıkların tersinden yapmayacağını söyleyebilir misiniz? Alışkanlık yerleşik hale gelirken olumlu-olumsuz, aynı fizyolojik ve psikolojik işleyişe dayanır. Birinde kolaylaştırıcı katkı maddeleriyken diğerinde gözünüzle görmeye hemen başlamasanız da çok çabuk hissedilir olan ödülleri.

Az ve öz tutulan değişiklikler, sandık ile sıkışmış kapağı arasında yerleştirilen manivela gibi çalışıyor. Verdikleri tat ile yansımaları momentum yaratıyor ve bunu ilk heyecan geçtikten sonra sürdürüyor. Bir kez yerleşen artık cepte sayılır; çoğaltılabilir, yoğunlaştırılabilir. İkişerli yeni ufak adımlara geçilebilir.

Memleketi ya da dünyayı değiştiremeyebilirsiniz ama değiştirmenin size canlılığınızı geri vereceği çok şey yok mu?

Dikkatinizi geri almaktan, bunun için yapılabilecekleri yapmaktan başlayarak?


5 Şubat 2024 Pazartesi

ERİME

Yakınma, şikayet, stres tepkisini idare eden amigdalayı harekete geçiriyormuş. Gayet anlaşılır: Eylem yerine geçen pasif şikayet, güçsüzlük hissinin sonucu ve dönüp tekrar onu doğuruyor. Bundan âlâ stres olur mu? Foşur foşur salınan stres hormonları bedeni-ruhu için için kemiriyor.

Şikayet edilmeyecek gibi mi ki?!

Olabilir, olmayabilir. Benim baktığım haklılığı değil, bu halde yaşamanın bize ne yaptığı ne hale getirdiği.

Amigdalanın ateşini alan suhuletin beynin muhakeme katından geldiğini biliyoruz.

Refleks tepkiler, müthiş bir güç erimesi anlamına geliyor. Durduğun yerde ufalandığın. Bunun da acizlik kardeşlikleri gibi fukara tesellilerinden başka yararı var mı?

-

Kaslar hakkında öğrendikçe şaşıyorum. Hareketi sağlamak tek bir işiymiş bu başlı başına organ olan harikaların. Glikozun yağ olup iç organları sarmak yerine enerji kaynağı olarak yedeklendiği yerler olarak gördükleri iş gibi pek çok metabolik işlevleri varmış. Yaşla gelen azalmadan paylarını da 30’lu yıllarımızdan itibaren almaya başlıyorlar, bu erime 50 yaşından başlayarak 3’er 5’er artıyormuş.

Ne yapmalı?

Güç kaybeden her şey gibi gücü geri kazanmanın yollarına bakmalı. Kasların durumunda bu, egzersiz. Özellikle kuvvet egzersizleri ama genel olarak hareket bütün organizmaya, hele de bu iş için biçimlenmiş görünen beyne iyi.

Bundan sonra -miş’li zaman kullanmama gerek yok; çarpıcı değişimi sadece 10-11 hafta içinde bizzat yaşıyorum. Ölgünlük, yılgınlık, tıkanmışlık, yerini güçlenmeye bırakıyor. Uzun bir hastalıktan sonra yataktan kalkmak gibi bir dirilmeye.

Memleket bununla kurtuluyor mu? Hayır.

Ya dünya? Hayır. (Bu soru pekala dizlerini dövmeye de yöneltilebilir.)

Ama ben onca güç kaybından sonra güç kazanıyorum.

Durduğun yerde çökmek yerine kalktığın gibi devinmek. Kaslar bu işe çok seviniyor, topladıkları güçle muhakeme ve hayatiyeti de besliyorlar.


4 Şubat 2024 Pazar

DİSİPLİN İRADENİN NESİ OLUR?

Çok disiplinli olduğumu (hafıza kaydıma geçen) ilk kez (50’lerimin sonuna doğru ve amcamdan) duyduğumda irkilmiştim. İnsanın kendine konduramadığı bir sıfatla irkildiği gibi. Oysa önceden belirlenen bir programın aksatmadan uygulanması olarak tanımlanırsa, evet, öyleyim. Disiplinli.

Beni aynı canlılıkla irkilten bitişik kavram, irade. Disiplinin gözü kendinden başkasına kapalı, kendine de alabildiğine ödünsüz, acımasız, saplantılı sopası!

Kaba-katı-zorba. Kendime konduramamakta haksız mıyım?!

Bu, (içe ya da dışa yönelik) iradenin dayatıcı, olumsuz yüzü. Onun ötesinde irade yaşamın belkemiği. Hayatı ayakta tutan. Olumlu-olumsuzdan çok daha fazlası.

Bir de çağrışımları var tabii. İstikrarın, kararlılığın, odaklanmanın pek para etmediği bir kültürel atmosferde erişilemiyorsa aşağı çekilerek denge sağlanan özellikler bunlar.

Salak mıdır nedir?!

Takmış (konu her ne ise) şuna!

Kendine Alman mezalimi ediyorsun, haha!

*

Yeni Yıl (hafta/ay başı) kararları, hamleler oldum olası abes gelir. Abandıkları irade (kendine yaptırma gücü) ile çökmeye mahkum.

Düşünüyorum da, talihli olduğum iki şey, çok nadir iç çatışma yaşamak ve dolayısıyla içimdeki karşıt taraflardan biri lehine diğerlerini bastırarak hareket etme (irade kullanımı) gereği. Sigara mı içiyoruz, hep birlikte. Sigarayı pat diye bırakıyor muyuz, hep birlikte. İlginin, merakın, isteğin yekpare hareketi seçim ve dikkati kendiliğinden yekpare yapıyor. Hort zorta, zulme gerek yok. Ortaya bunun çabasızca çıkan sonucu disiplin. İrade denilen de arkasındaki odaklanmış enerji.

Bir şey aklıma (bir bütün olarak içime) yattığı an kaldırıp koymadan kalkıp ona yöneliyorum.

Bu tek parçalı, bölünmemiş odaklanma benim güç kaynağım.

Disiplin dayatılan bir düzen değil, doğal bir sonuç. İrade de bunun sopası değil, damarlarında dolaşan kan.

*

TDK sözlüğünde disiplinin dışsal yönüyle ve sınırlı bir tanımı var.

İrade de şu imiş: