9 Mayıs 2020 Cumartesi

BAŞTAKİ


Korona önlemleri cümle alemle birlikte gevşetiliyor. Neye göre, kimlerin kararıyla?

Baştakilerin tabii derken bakışımı kendi tasarruflarımızdaki kendi başımıza çeviriyorum.

Başsa baş, baştakiler dediğin de bu başların değişken bileşimlerinden ibaret değil mi?



*
Mevsim ilkbahar-yaz arası. Sıcak okşayıcı, serinlik hoş. Işık yaz pusundan önce, bahar yoğunluğunda. Renkler bitki örtüsüyle çeşitleniyor, tok, ışıl ışıl.

Böyle bir ortamı hastalık ve ölümle bağdaştırmak insanın ham hali ya o/ya o basitliğinde ve dümdüz algısı için ne zor.

Camus’nün Veba’da tarif ettiği Oran ahalisini çok iyi anlıyorum. Bu havada veba mı olurmuş hissini.

Yaşam saçan güneşe bak bir, bir de gözünle bakamayacağın şu acar moleküle! Hangisi daha büyük diyor insanın hisleri.

Önlem dediğin de akıldan önce bu hislerin yağlı zemininde yükselmiyor mu?

İşine gelenle kolayına geleni birleştiriyor, aklı sonradan buna alet edebildiğin kadar ediyorsun. Al sana özel ya da genel bir önlem paketi.

Kimi için bu kesim noktası işi banknotları kaynatmaya, 2022 sonuna kadar evden çıkmama kararına vs vardırırken kimi elini yıkayıp yüzüne dokunmamakla, ayakkabıları dışarıda bırakmakla rahat edebiliyor.

Her baştakinin sözüm ona akılcılığı kendine.

*
Denizin içim giden lacivertine bakarken açık bulsam bir lokantaya dalıp kıyıya attığı masaya kurulacak, hatta belki bir de rakı söyleyecek haldeydim dün sabah. Beyin oluşumu kemale ermemiş, risk değerlendirme yetisi gelişmemiş ergen halinde. Nero’da şöyle bol kremalı bir kahve. Kordon boyu uzun bir yürüyüş.

Bodrum’da sokağa çıkma yasağı kalkmış, Hoca’nın türbesi içindekilere açık, dışardan geleceklere şimdilik kapalı.

Bodrum temizlendi deniyor.

Siz durun, büyük şehirlerden akın başlasın, o vakit görürsünüz temizliği deniyor.

Bütün bu hikaye planlı bir abartmaydı deniyor.

Hayır, milyonlar ölebilirdi, hâlâ da ölebilir deniyor.

Aklın bir o yana gidiyor, bir bu yana.

Camus’nün vebası dönemsel eskilikler bir yana, insanın bela karşısındaki tavrı, tepkisi ile taptaze. Belanın başı ile sonu (ölüm) dışında eşitlemediği, ayrıştırdığı, uçurumları daha da derinleştirdiği gözlemi, insanlık hali ile bugün yazılmış gibi.

*
Michel Houellebecq’in yorumu: Bu virüs aynı anda kaygı uyandırmayı ve sıkıcı olmayı başarıyor.

Kendini bulmana da kaybetmene de vesile diye ekliyorum.

Önlemler hafifletilirken hangisinden hangisine geçeceğiz?

İnsanlar şimdi oflayıp pufladığı kapanmayı özlemle mi anacak?

Şimdi kaynaşmayı özlerken biraz mesafenin hiç o kadar da kötü olmadığını mı keşfedeceğiz?

Eşsiz bir sükunete bıraktığımız yerimizi olanca gürültü patırtı, kalabalık, anlamsız bir koşuşturma ve gerilimle geri aldığımızda ah o günler, kaygılıydık ama ne de iyiymiş dediğimiz olmayacak mı?

Virüsün önceliklere, tuttuğumuz yolun yol olup olmadığına, alışkanlıklarımıza dair kucağımıza bıraktığı sorular, maske ve eldivenlerle birlikte çöpü mü boylayacak?

*
Sigaranın kahveyle eşleşmesi gibi yaz havası da kalabalığı çağırıyor. Gününe göre avaz avaz ya da cıvıl cıvıl, renkli ya da boğucu gelen kitleleri.

Doğa seslerinin yerini insan gürültüsü aldığında şenlenecek mi içim, yoksa gerisin geri yaban domuzlarına, martılara, kendimle hiç olmadığı kadar yakınlaşmış söyleşime mi dönmek isteyeceğim?

İnsan, dozu ayarlanabilir bir şey değil.

5 Mayıs 2020 Salı

DOSTUM MORPHEUS


Yatağım uyku nehrinde bir sal.

Yastığa başımı koyup iki satır okuduktan sonra içim geçiyor. Işığı anca kapayıp salın ipini çözüyorum.

Kıvamlı bir iksir misali onarıcı koyu bir hiçlikte kim bilir ne kadar gidip rüyalar alemine çıkıyorum.



Uyku beyni malzeme dağarının kapılarını açıyor. Başka bir var oluşun işleyişini başlatıyor. Fizik, mantık, kültür, zaman, yaratıcılık sınırlarını ortadan kaldırıp yeni, tekrarlayan, şaşırtıcı, sarsıcı, ferahlatıcı kendi karışımlarını hiç teklemeden, olağanüstü bir akıcılıkla seyre sunuyor.

Seyirciyim ama fail de. Başıma örmediğim, ördüğüm gibi sıyrılıp çıkmadığım hal, ciğerini okumadığım, neyi nasıl hissettiğini fark etmediğim tek bir varlık yok burada. Köpeğe tekme atan da, tekmeyi yiyen köpek de benim.

Ne görürsem, nasıl görürsem göreyim, sıradan, bulanık, billur, aydınlık ya da karanlık, bir ziyafetten kalkarcasına doygun ve hoşnut uyanacağım bir nehir bu. Akışı arındıran.

Ve dikey.

Işığı anca kapayıp açılmamla derinlerine inmem bir oluyor.

2 Mayıs 2020 Cumartesi

KEBAPÇI FERAHLIĞI


Dağılıyorum ben de herkes gibi. Odaklanamadığımda ama. Oyalanma ihtiyacıyla değil. (Oyalanmanın ihtiyaçlar sıralamamda bir yeri olmayışının olumsuz yanlarından biri, sosyalleşmenin gevşek zemini -laf olsun torba dolsun ilişkiler/iletişimler- için elverişsiz olması belki.)

Bu, okuduklarıma da seyrettiklerime de fazladan işlevler yüklüyor.

Camus’nün Veba’sını tam da bu zamanda okumanın rahatlatıcı gelmesi gibi.

Sapıkça mı?

Benim için daha ziyade yangının önünü yangınla almaya benziyor.

Adanalı kebapçının iş çıkışı evine giderken yaz sıcağıyla kavrulan sokağa çıktığında duyacağı rahatlamaya.

Okumak burada da farklı kaslarımı çalıştırıyor.

1 Mayıs 2020 Cuma

SESSİZCE


Yönelimim seyretmek değil, okumak. Kurgu, kurgu dışı (bu ikisini hep birbirine katık ederek), kitaba kendimi vermek kadar toparlayıcı, dengeleyici, doyurucu az şey var. Çünkü oyalanmayı değil, bunları istiyorum. Zamanı öldürmeyi değil, ışıldatmayı. Kaçmayı değil, bulmayı. İyi sinema da iş görür ama sürekli olan yine de okumak.



Ve kendi müziğimle uğraşmak, küçük flütümü orasından burasından işlemek.

Ve müzik ama daha az.

Asıl, en dibine daldığımda, ona karıştığımda Sessizlik.

Bütün savruluşların, şunu değil de bunu istemelerin, Olan’a tepkilerin, çatışma ve gürültünün son bulduğu/olmadığı hal.

Fırtınaların gözü.

Bu inzivada eğer kulak verir, işitir, çekimini duyarsan derin bir tefekkür potansiyeli var.

İnzivayı zorunlu olmaktan çıkarıp gönüllü yapan da o.

Virüsün bir armağanı.