7 Şubat 2018 Çarşamba

ŞİİR DEDİĞİN

Şiirle aran hoş değil, değil mi dedi.

Pek bir bağ kuramadım dedim. “Yani sürekli, güçlü bir bağ. Değerini, tadını takdir ediyorum ama ekstra kaliteli bir butik çikolatanınki gibi. Cebimde, çantamda taşıyacağım, gece gündüz atıştırabileceğim, yumulup onunla beslenebileceğim şey olmadı.”

“Ama şiir zaten öyle. Biri ne demiş: Şiir mataranda su, heybende ekmek, silahında kurşun değildir fakat bunlardan yoksun kaldığında seni o avutur. Sibirya’ya sürgüne gönderilen aydınlar birbirlerine şiir okuyarak ışıltılarını yaşatmaya çalışmış.”


Sürgüne gönderilen açık ifadenin yerini mecazın, imgelerin, sembollerin aldığı bir zamanda bu, şiire bir daha, alıcı gözle bakma isteği uyandırdı.

6 Şubat 2018 Salı

ELLERİMİ SEYRETTİM

Sebzeleri soyar, tahtaya yatırıp doğrarken ellerimi seyrettim.



Becerikli olmayan ama sakar da olmayan ellerimi. Ağır, ihtiyatlı, dağınık görünümlü hareketlerle kardeş kardeş çalışmalarını.

Seyretmekten rahatsızlık duyduğumdan seyredilmesinden de hoşlanmadığım şu bir çift emektarı.

Haşin ama becerikli, zarif ve kıvrak, kendileri güzel olmasa da hareketlerinde güzelleşen, seyretmesi büyüleyici bir ustalık sahibi veya güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan başka ellerin sınıfından olmadıklarından bugüne kadar sadece eksiklerini gördüğüm (görmemek için başımı çevirdiğim), gözüme giremese de sadakatle yapabildiklerini yapan ellerimi.

Hareketleri bir seyir sunmasa da dokunduklarını, kavradıklarını duyan, okuyan eller oysa bunlar. Dokular, dokunuşlar arasında ahengi, ahenksizliği seçen, onlarla cümleler kuran, dokunmanın aleminde yolculuklara çıkan.

Hareketleri olmasa da hissedişleri incelmiş eller.

Varsın mesela mutfakta ustalaşamadan kırışmış olsunlar dedim, sadece hayatta kalmamdaki hizmetleriyle de değil, iyi eller bunlar.




4 Şubat 2018 Pazar

KÜÇÜK BİR KAÇAMAK

Bu sefer, nasılsa işe yaramıyor deyip ısrarla reddettikleri aleti kullandılar. Biri kulaklığı başına geçirdi, diğeri bunun ucundaki mikrofona konuştu. Bağrışıp helak olmadan, söyledikleri de fazla fire vermeden hoş bir sohbet ettiler epey.

Kulakları iyice ağırlaşmış iki kardeş.

“Dünyayla bir ilişkimiz kalmadı. Konuşmak artık çocukluğumuzu anmak. O da olmayınca insan..”

Savaş, yokluk, kalabalık bir ailenin hayhuyu arasında geçmiş çocuklukları şimdi buradan baktıklarında sonu gelmeyen bir altın madeni. Araya uzayan zamanın güvenli mesafesi girmiş, geriye acısı silinen çatışmaların, sürtüşmelerin bile sadece tadı, rengi kalmış. Geçmişi anmakla kalmıyorlar, derinliği, sıcaklığı, burleske çevirdikleri trajedisi ile yeniden yaşıyorlar. Katarakt ameliyatlarıyla mercekleri değiştirilen gözlerinde 7, 9, 12 yaşın muzip parıltıları, gülmekten gelen gözyaşlarıyla.

Yüzü ışıl ışıl, babam bana döndü. “Biliyor musun, bir keresinde..”



İki kardeş Çukurova’nın kavurucu sıcağından kaçıp trene atlamışlar. Toroslarda Karapınar’da inmişler. Yanlarında azıklarıyla kitapları, epey yürüyüp Çakıl Suyu kenarında oturmuşlar. Okumuşlar.

“Ernest Renan’dı.”

Babam üniversitede, amcam ortaokulda.

“Abim anlamadıklarımı açıyordu. Okumayı bana o aşıladı. Dedenin evinde hala durur, 60-70 kitaplık iki rafı benim dünyaya açılan kapım oldu.”

Serinlemiş, rahatlamış, akşama doğru yola inip bir kamyona, sonra bir başkasına atlayıp köy yakınlarına bir yere geri dönmüşler.

Ayrılırlarken küçük kardeşi, toprağı anılarla çapalanıp havalandırılmış, canlanmış bir şükranla babamı sımsıkı kucakladı.

“Bugün ben ben isem sendendir.”


İçimden ona katıldım.

2 Şubat 2018 Cuma

BANA BİR KALDIRAÇ VERİN..

Cerrah, düğüm olmuş bağırsağa nasıl bakar?

Vah vah, anası babası da pek vatanperverdi, bunu ne fedakarlıklarla yetiştirdi. Şu olanı zerrece hak etmiyorlardı mı der? Organın her hareketinde vay namussuz vay allahsız, bak şimdi bunu etti, şimdi de şunu ediyor diye hop oturup hop mu kalkar?

Dramaya dolanmaz, durumu değerlendirir. Yapılabilecekleri, riskleri. Öngörülemezliklere de gerektirdiği yeri açar. Müdahale önerir, belki de hastayı ömrünü huzur içinde tamamlamaya bırakır (bir cerrah için düşük olasılık ama).

*

Zihin gözümde bedenimi etrafları kızarmış, iltihaplandı iltihaplanacak düğmelerle kaplı gördüm. Tezgaha serilen kalkan balığı misali. Her etkiye bir tepki vermeye koyulmuş düğmeler. İfrazatı zehirli, kaşındırıcı, birikimi depresyon yapıcı.

Düğmelere baktım, altlarında dramaya dolanmak olduğunu gördüm.

Bak, şimdi de şu oldu, allah belasını versin, şimdi de bu.

Perspektifi düğümlenen bir bağırsak gibi kapatan, mesafeyi sıfırlayan, insanı iplerin ucunda bir oraya bir buraya savrulan kuklaya çeviren düğmeler. İnandığım, beslediğim, katılaştırdığım, özdeşleştiğim anlatılarla eşleşen tepkiler.

*

Coğrafya, isim, tekil olaylardan geri çekilip işleyişe baktığımda nefesim genişliyor. Alnımda boncuklanan ter kesiliyor.