9 Ocak 2023 Pazartesi

DURU KIŞ GÜNLERİ

Sükunetiyle solumaya kıyamadığım günler.

Zehir kış soğuğu bastırmadı. Serin ama güneşli. Gök, baktıkça seni uzayın o bilmem kaçıncı katına çeken derin maviden. Bulutsuz.

Hakim olan tuhaf bir sessizlik. Azrail gibi gelip geçen hafriyat kamyonlarının (ön camlarındaki numaralara bakılırsa sayıları 600’e varmış, gerçekten de trafiklerinin sonu yok), iş makinelerinin, çok da uzakta olmayan bir gerilla savaşını çağrıştıran kaya kırıcıların, delici-deşicilerin gümbürtüsü, takırtısı, patırtısının bozamadığı, yapışıp yırtamadığı, göğün mavisi kadar pürüzsüz bir yüzeyde akıp gittiği bir sessizlik.

İşittiğim de fil gövdesinde sivrisinek ısırığı kalan gürültüden çok o.

Sırtımdaki yelek kadar hafif adımlarla yürüyor, yürüyorum.

“Başlayan her şey biter.” Tabii! Haftaya yağmurlar görünüyor. Sahne de, onu hissedişim de değişip gidecek.

Ama o vakte kadar dibine dalıp oralarda süzülerek gevşiyor, yumuşuyor, genişliyorum.




8 Ocak 2023 Pazar

BETERİN BETERİ

Başı fena halde derde giren kara mizah dizi kahramanı “Gel de normal mutsuzluğumuzu arama!” diyerek ah çekti.

“Şöyle her zamankinden orta ağırlıkta bir depresyon için neler vermezdim şimdi!”

4 Ocak 2023 Çarşamba

İNANMA

Laf, yüksek perdeden savrulan olmadık bir yalandan açılmıştı. Hayır, benim hayret ettiğim, dedi arkadaşım, hâlâ bunlara inanmaları! Alışılmış küçümsemeyle kast ettiği, iktidara oy verenlerdi.

İşe yaramayacağını bildiğim cevabımı içimden verdim:

Beni düşündüren insanların neye inandığı değil, nasıl inandığı, inancın işleyişi.

İnanılan ne olursa olsun, çıktısı şu veya bu olan aygıt bir.

Bir inanış bana son derece makul, doğal, olması gerektiği gibi göründüğü an katılaşmaya, sabitleşmeye, başka her şeyi örtüp bastırmaya (tehdit algılayıp hor görmeye, suçlamaya, aşağılamaya) başlıyor.

Görüş, bakış açısı hakikat bilinmeye.

(Kendimize karşı cascavlak dürüst olsak ilk göreceğimiz, gerçeğin, doğrunun ta kendisi bildiklerimizin temelinden başlayarak tamamına yakının koşullanma olduğu olurdu. Dönemin, çevrenin, ortamın getirdiği, aşıladığı bir dizi koşullanma.)

Daha da beteri, insanın kendisiyle bir tutulmaya.

Görüşümü sorgulayan beni sorgular!

İnanışıma dil uzatan bana küfreder!

Ve ah, o BEN! Doğruluk elbette ondan sorulur, değer verilen artık her ne ise, hepsi! Akılcılık, aklıselim, uygunluk.

Buradan ya ben ya o, ya biz ya onlara geçiş bir kıvılcıma bakmıyor mu?

Gıdası ne olursa olsun, böyle işleyen bir Zihin oldukça inanılanın Tayyip ya da Atatürk, din devleti veya laiklik olması arasında kendine ve ötekine bakış açısından bir fark var mı?

İnanışın nasıl oluştuğundan başlamadıkça herhangi bir anlaşma umudu?

Neye inandığımızı bir yana bırakıp temel korkularımıza, endişelerimize eğilsek ortaklaşabilecek çözümler biraz daha az uzak olmaz mıydı?




3 Ocak 2023 Salı

MAMUT DİŞLERİ

Rehberlik sonrası turlarından birindeyim. Altı çift Almanla Çanakkale taraflarına gidiyoruz. Elimde bu turların hiçbirinde olmadığı gibi ne gezeceğimiz, kalacağımız yerlerle tur programı ne de isim listesi var. Bana gölge bir eşlikçi olarak katılan eski bir rehber neredeyse boş otobüsün arka tarafına geçiyor. Ben boylarda, sırım gibi, başka bir dilden rehberlik yapıyor. Aramızda tatlı bir çekim.

Almanlarla rahat bir iletişim kuruluyor. Bu benim için kendimi içinde bulduğum bir tur, onların da gezmek dışında fazla bir beklentisi yok. Zor olmayacak.

Tam şoföre geceyi nerede geçireceğimizi soracakken otobüs birden duruyor. Bu da ne?! Yol kenarında geniş (belki 20 x 20 m) bir zemin. Ak mermerden. Grimsi kalınca kenar süslemesiyle tertemiz, cilalı. Alacakaranlıkta çiğ beyaz bir ışıkla aydınlatılmış. Gruba bir şey söyleyemeden önden gidip ne olduğunu çıkarmaya çalışıyorum. Sağ köşeye bir çift mamut dişi yerleştirmişler. Devasa. Kahverengi. Metal askısı içinde bir sanat eseri gibi. Soluk kesici. Burası bir tür sunak olmalı. Diğer köşede bir metin tabelası var ama ona geç kaldım; turistler de geliyor ve oraya yöneliyor. Hepimiz girdiğinde zeminin etrafında dört duvar ve ikinci bir kat yükseliyor. Bir rekonstrüksiyon bu. Bir vakitler yapılmış süslemelerin taklidiyle yapı yeniden canlandırılmış. Duvar kağıdı dokulu kaplamanın koyu yeşil-lacivert zemininde timsah gagalı tuhaf kuşlar, dallar.. Üst kattayım. Gölge rehber yanıma gelerek Noel çelenklerini çok andıran kırmızı süslü çam dallarını işaret ediyor. Vay canına! Bu gelenek sandığımızdan da eskiymiş ha?! Durduğumuz yer loş, ellerimiz birleşiyor. Yanımıza gelenlerle hemen ayrılıyoruz. Süsleri onlara gösterecekken yine hiç habersiz sofraların kurulduğunu görüyorum. Oval biçimli iki kocaman ziyafet masası donanmış, bizi bekliyor. Akşam yemeğini burada yiyeceğiz.