17 Ekim 2020 Cumartesi

EYERSİZ

Öğleye doğru indiğimde halk plajını çırılçıplak buldum, hasır şemsiyeleri sökmüşler. Bomboştu da. Sezon sonu gelmeye başlayan cankurtaranla bir köşede oturmuş Göbekli Sisifos’a döndüm. E bitti işte der gibi ellerini iki yana açtı. Dubaları da toplamışlar. Vızır vızır jet skileri, bilumum oyuncağıyla derenin öbür yanındaki su sporları köşesini kapıyorlardı. Teknelerden de geriye pek azı kaldı.

Deniz böyle koşumları çıkarılmış bir at gibiydi. Üşütmeyen suyuyla hâlâ uysal.

Yelesinden asılır, başımı boynuna gömer gibi yüzdüm.

Eyersiz.




11 Ekim 2020 Pazar

İKİ KAPI

Yavaşça uyandığım bir şey: Algıyı değerlendirmede, biçimlendirme, derinleştirmede iki kapı.

İlki düz, otomatik, refleksler, koşullanmalar, kalıplarla çalışıyor. Hükmünü şak diye veriyor. Bazen açılmıyor bile. Ondan geçen, insanı pek ileriyle götürmüyor. Olsa olsa tekrarlarını pekiştiriyor.

İkinci kapı iradi. İlkinin yayı gergin mekanizmasının yerine zamanı koyuyor. Açıldığı ilk şey zamanın dengeleyiciliği. Burada ucu açık aralıklar var. Reflekslere, hazır cevaplara, hislere dur bakalım, diyor. Sinirlenecek, içerleyecek, hayal kırıklığına mı uğrayacaksın? Doyumsuz mu kalacak? Dur bakalım. İlk kapıdan geçen geçsin, engelleme.

Ama işi de orada bırakma. İkinci kapının aralığında seninle birlikte değişmeye bırak. Üzerine aldıkların süzülüp gitsin, gıcırdayan dişlerin gevşesin, boş deyip geçtiğin doldukça dolsun. Anlayışın, kavrayışın genişlesin, yaratıcı (farklı ışıklar altında, açılardan bakabilir) olsun.

Hayata geçirdikçe ikinci kapı öne çıkmaya başlıyor.


Bu sabah balkonda “Daha dün süpürmüştüm!” demedim. Çam iğneleri ve gölgelerinin ikinci kapıdan geçmiş halleriyle göz göze gelmem bir oldu.

İlk kapıda kendi zihninin vırvırı var.

İkincisinde susup geri çekilip görmek, dinlemek, duymak.

Anlar olmak.

8 Ekim 2020 Perşembe

ONSE VADER IN HEMELRYK

Jacob van Eyck’in müziği bana liman oldu. Çeşitli derlemelerde karşılaştığım parçaları hep diğerleri arasından öne çıkıyordu. Daphne, Onder de linde groene, Laura.

Tatlı, dipten bir yakınlık hissiyle tellerimi titretiyor.

Derken define sandığına ulaştım! İki kitabında onlarca parçayla Der fluyten lust-hof koleksiyonu.

Onse vader in Hemelryk ile birlikte yakınlığıma kavrayış isteği katıldı. Ölçü ölçü çalışmaya başladım. Sadece çalmak değil, anlama isteğiyle. Seslerin birbiriyle ilişkisi, ayna tersi tekrarlarla yarattığı yansımalar, insanı yumuşak eğrilerle oluşturulmuş bir hız trenine bindiren çeşitlemeleri. Yalın başlangıçları izleyen keşif yolculukları.

Ben yazarken Erik Bosgraaf çalıyor. Usta ile adımlarının ufaklığı, yolun uzunluğuna aldırmayan karınca. Sonuç değil yolculuk diyen, şevk ve doyumu orada bulan bir amatör.



Seyahat kısıtlamaları, her türlü daralma oracıkta kalsın, önünde engin bir diyar var flütümün, cümle cümle adımlanacak, tepe bayır dolaşılacak.


2 Ekim 2020 Cuma

EKVATOR

1 Ekim dedin mi güneyde mevsim dönerdi. Peynir bıçağı dersin, bir hamlede güzü yazdan ayırırdı. Sıcaklık balıklama düşer, pus dağılır, görüş berraklaşır, renkler derinleşir, güneş yakmadan ısıtmaya koyulur, hava serin bir soluk alır, yaz esrikliği yerini duru bir duruşa, oluşa bırakırdı.

Takvimin iklimle bu şaşmaz çakışması beni hep şaşırttı. Sağı solu -hem bu çağda iyice- belirsiz doğa, dizginlerini 1 Ekim’de insanın ondan kopuk kurgularından birine, takvim zamanına nasıl bir sadakat ve uysallıkla bırakıyor böyle?!

Dün 1 Ekim’di. Ege’de aynı oldu.


Yaz olgunu, baygın bakışlı, geçkince Afrodit'in yerini güzün diri, yaşsız, keskin bakışlı bakiresi Artemis alıverdi.