18 Kasım 2017 Cumartesi

YOLLUK

Tel kapıyı sürüp diri karanlığa çıktım.

Doğudan yumuşak bir esinti.

Mutlak bir insan sessizliğinde rüzgarın ine çıka fırdolayı yayılan sesi, uzaklarda bir yerde bir ya da iki cırcırböceği.

Orion batı ufkuna yatmış bile ama ortalığın aydınlanmasına daha bir buçuk saat var.

İnip kedilerle selamlaştım. Akşamdan karınları tok, ayaklarıma saldırmak yerine gerine gerine karşıladılar, uyku mahmuru. Fırından yeni çıkmış ekmek sıcaklığında yumuşacık kürklerine elimi daldırdım.

Ilık oralet rengi eski-yeni sokak lambalarına sırtımı verip kıyıya yürüdüm. Pırpır eden palmiye yapraklarının şırıltı ile hışırtı arası kesintisiz müziğini duya dinleye iskelenin ucuna gittim, denizin üzerinde durdum.

Koyu çevreleyen tepelerin karaltısının hemen üzerinde gök kubbenin sessiz ihtişamı!

Uçsuz bucaksız.

Kıpırtıları yıldız ışıltılı deniz. Yutucu çekimi.


İçimi, kireçtaşından bir çakıl misali, yuvarlandıkça yükseldiği tüm bu dipsizliğe bıraktım.

17 Kasım 2017 Cuma

KEDİ






Ayrı bir faslı hak ediyorlar. Güney albümünden alıp başlı başına bir derleme yaptım.

15 Kasım 2017 Çarşamba

BİR KEZ DAHA HOŞÇA KAL GÜNEY

7 ay daha devirdik. Biz onu, o bizi öğüttü. Adını anmaya değer olaysız bir 7 ay daha. Ateşi başa gelenlerle beslenen sohbetlere hiçbir katkım olmaz. Ama konu baştan gelenler olursa başka, tezgahım, laboratuarım, deney tüpüm, eğlenceliğim yerine geçen insan işleyişi konusunda beni ateşlemiş gözlemlerden, fikirler, deneyimlerden bolca söz ederim. Pek alıcısı olmayan şeyler. Hiç kendinden ibaret kalmayıp hayata karşı tavrımı anlamada bana köprülük, kapılık eden, müzik alemine kendi çırasının ışığını tutan flüt üzerine de uzun uzun konuşabilirim. O da geçer akçe değil. Böylece insanlar konuşuyor, ben dinliyorum.



Neler yapıyorsun diye sorduklarında kestirmeden “Yaşıyorum” diyorum. Ruhumun gıdasını olaylardansa en basite indirgenmiş hayattan, doğadan çıkarıyorum. Değişiklik peşinde koşmadan değişime geçit veriyorum. Kırka bölünmeyen dikkatimin odaklandığı şey renk oluyor, haz, doyum. Para saçılmayan, havadan sudan şeyler ilk elden beslenme.

Doğanın yansıdığı kafamda bol boşluk, açıklık, tıkanıklıklarıma, engellerime, koşullanmalarımın gücüne, karanlığımın koyuluğu, aydınlığımın enginliğine, sivrilik, keskinlik ve yumuşaklığıma, pasıma, ışığıma, sınırlarım ve olanaklarıma uyanıyorum.

Nesini anlatayım? Yaşıyorum işte.


Bir 7 ay daha bu oyunun sahnesi oldun, sağ ol ve hoşça kal güney.

11 Kasım 2017 Cumartesi

BİR KASA KEDİ, YARIM KASA SORU, TEK BİR CEVAP




Mamalardanmış. Sarı kedi ilk doğumundan olma oğlanı hâlâ emzirirken yeniden hamile kaldı. Veterinere göre, işin kolayına kaçarak veya tam beslensin diye dayadığımız hazır mamalar, normalde yılda iki kez doğuran kedileri her ay yumurtlar hale getirmiş. Sen yaparsın, bünyen kuvvetli olarak tercüme edilen bir şişirilmişlik.

Yiyeceğini koruyamıyor, zorbalığa pabuç bırakıyor demiştik. Bu (nereden baktığınıza ve insanca nitelikler yakıştırıp yakıştırmamanıza bağlı olarak) bilgece, aşmış ya da zayıf hali içimize dokunduğundan onu korumamıza almıştık geçen yıl. Sonuçlarını kestirememişiz. Nereden bilelim?

İlk oğlu, Cornelius, çok hareketli bir yavru, cevval bir ergen oldu. Anası şimdi bir de hamile, artık onu kovar ki yenilere yer açılsın diye bekledik. Bir iki hırladı, araları gerildi ama –babamın taktığı ad ile- Oğlan peşini bırakmadı. Ananın zaten varla yok arası direnme, kendini öne alma gücü tükendi. Üç yeni yavru doğurduğunda artık kendi cüssesini geçmiş, güçlü kuvvetli, toraman Cornelius onlara katıldı!



Anası, başka yerde doğurduğu yavruları 3-4 haftalıkken bize taşıdı –ne biçimsiz, ham taslaklardı. Yeteneksiz bir resim öğrencisinin kötü geçen ilk asit tribinde, aklı kedi, fare ve perdeayaklılar arasında gide gele çiziktireceği türden. Terastaki çiçekliğe yerleştirdi.



Ne yapmıştık biz böyle? Doğanın eleyeceği bir davranışı koruduk korumasına da nasıl ve neleri değiştirerek? 6-7 ay bak, bırak, kalırsa gelecek sezon devam et. Ne kalpsizsin, al götür işte Ankara’ya, babana da yoldaş, eğlence olur diyen oldu. Kendimi ve bitmeye bırakamayacağım ilişkiye girmeyeceğimi bilmesem, iyi niyetle egoistlik arasındaki sınırı bulanık bir tavırla kediyi doğal ortamından koparır, götürüp şehir evine tıkardım. Belki.

İyilik mi etmiş olurdum? İnsanlar aleminde hapis ama güvenli, uzun, uzatılan bir ömür. Bu mu olurdu iyilik? Şu özgür hareket alanından, elementlerle, türdeşleriyle iç içe, zorlu ama doğal yaşamından koparmak mıydı iyilik?

Hadi götürmüyorsun, bari kısırlaştır, yazık hayvana diyen oldu. Onu da yaptırmadım. İçerde durmazdı, dışarı salamazdım. Kritik dönemde başına iş gelmesini göze alamadım.

Masumluğu, güzelliğiyle yüreğimize girdi. Sevgi miydi şimdi bu? Yoksa bu duygunun hoş tadını verecek uygun bir nesne mi bulmuştuk? Bir bulanık sınır daha.



İlk yağmurda babam çiçekliğin üzerine bir tahta çatı yaptı ama toprak ıslandı tabii. Yavruları karşı evin altındaki boş alana götürdüm, oradaki bir meyve kasasına koydum. Hava açınca anaları geri getirdi. En acarları, durduğu yerden kaçan, gezeni eksilmişti. Bir şey hissetmedim. Giderek güzelleşen diğerlerine de. Sandıklarını getirdim, minderler, çoraplar döşedik. Verandaya yerleştiler. Cornelius da aralarına. Hiçbir şeye karşı çıkmayan anasının memesine yapışıp cork cork emişine küçükler adına kızdık bir iki. Onun iki hamlede çektiği süt, üvey kardeşlerinin iki öğünü filan olmalıydı. Çekip çıkardık sandıktan. Karışmamayı hâlâ öğrenememiş gibi. Sonra bıraktık.



Anne geceleri gidiyor. Ya ava ya çapkınlığa ya başka bir kapısı daha var. Yavrulara Cornelius bakıyor, onun üstünde, altında, göğsünde uyuyorlar.



Anaları sabaha karşı yine öteberiyle dönmeye başladı. Bir kuş, bir torba ekmek (çok komik, günah diye çöpe atılmayan, yanına torba içinde bırakılan bu ekmeklerle bakkaldan gelir gibi).. Oğlanla ona mamalarını veriyorum. Ardından sandığa hep birlikte yerleşiyorlar, ikisi ufak, biri kendinden büyük üç çocuk memelere asılıyor.

Cornelius cinsel olarak aktif hale geçince ensest ilişkileri sırasında da emmeye devam eder herhalde.



Kendi bilecekleri iş.

Benim bağım çözülüyor.


Bitmeye bırakamayacağım ilişkiye ve altından kalkamayacağım taahhüdüne girmeyecek kadar da biliyorum kendimi.