12 Kasım 2013 Salı

LAMBA


Bu, örneğini bolca yaşadığım bir söyleşi.

Çerçevenin, karenin içinde kalanla dışında olan arasında. İkincisinin sesine güvenim artıp yer açtıkça da hayatın farklı alanlarında çeşitleniyor.

Mesela fotografta.

Camsız, fitilsiz, paslı gaz lambalarını çay molası verdiğim yolda, gelmek bilmeyen garsonu beklerken fark ettim. İskemle ya da masanın üstüne çıkmadıkça görüş açım doğru dürüst bir çerçevelemeye elvermiyordu. Yaygın bulutların arasında kalınlaşmış bir jet iziyle soluk mavi göğe karşı paslı idare lambaları.. Yarım kalmış bir cümleye benzer bir kadrajla yine de çektim.

Ve söyleşi başladı.

Tercihleri, beğenileri aşina yanım, vasat iş! dedi, geçti. Fonda alacalı bir gurup ya da şafak olsa neyse. Lambanın tümünü alabilmiş olsan, eh, belki o da idare ederdi ama böyle soluk bir mavi fonda kararsız, güçsüz, gediğine oturamamış laf gibi bir foto işte!

Ama yakaladığı anlama hemen oracıkta ulaşamadığım öteki, ısrarını sürdürdü.

Oturmamışlığını, renklerdeki albenisizliğini boş ver. Çok hoş bir çelişki, zıtlık, oradan da mizah yok mu bunda. Lamba (üstelik bir adı “lüks,” diğeri “idare”) ve varlık nedenini onu ezip geçercesine ortadan kaldıran uçsuz bucaksız gökyüzü. Üşenmesen üzerine sayfalar yazabileceğin daha nice metafor.

Yeniden ve alıcı gözle baktığımda sevdim.

Kendinin ötesine bir kez daha başka bir kendin ile geçmek oldu.

.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder