30 Nisan 2014 Çarşamba

YANSITICI

Biri seni çileden çıkardığında onda yansımalarını aran.

Olmaz deme; ben hiç o kadar düşüncesiz, sarsak, savruk vs değilim!

Yansıma bu. Kırınıma uğrar, bölünür, parçalara ayrılır, olmadık yüzeylere düşer. Belki söz konusu durumda değilsin. Ama ya hayatın başka alanlarında?

Didiştiğinin kendin, karşındakinin de bir yansıtıcıdan ibaret olduğunu idrak etmek omuzlarından ne büyük yük kaldırıyor.

Gerisi, koyverdiğin soluğunla birlikte açığa çıkan derin bir rahatlama ve geliveren anlayış, şefkat.


Kendine ve diğerine karşı.

.

27 Nisan 2014 Pazar

SEVMEK SEVMEMEK

Arkadaşlarım “Ankara’yı sever oldun!” diyor. Yüzlerinde “Ankara mı, off!” deyişlerimin izini süren bir yan gülüş.

Yokluyorum. Sevmek sevmemek değil bu. Başka şey.

Zorunluluğun itip açtığı, sonra aradan çekildiği bir kapı.

Olasılıklar, kurgularla o kadar zaman debelendikten sonra kendini nihayet olana bırakmak. İstemenin istememenin ötesinde, yaşadığına açılmak. Koşullanmanın seni ucunda kukla gibi oynattığı iki ipi bunlar.

İstek duyduğuna çekil, asıl, sürekli kılmaya çalış (kaybetmekten kork, yitirdiğinde acı çek). İstemediğini it, kaç.

Hayata temel tepkimiz açısından iki elektrotla sonsuza kadar itilip kakılacak bir tek hücreliden fazla farkımız yok.

Hoş dediğine koş
Nahoş dediğinden kaç

Herhangi bir yoldan (teslim olunan zorunluluk, aşamalı bir uyanış) bunun ötesine geçtiğimde direnç ve akış şeması yekten değişti.

Kapıyı ya istekli bir gülüşle (bin bir beklentiyle) açan ya da tıklatanın suratına çarpan bezirganbaşı aradan çekildi.

Ne sevilecek şey arıyor, yaşadığımı güzelleştirmeye çalışıyor ne de itici bulacağım şeylerden kaçıyorum.

Ama yansızlığın ölgün ilintisizliğine de kapılmıyorum.

Bambaşka biri oldum yani, öyle mi?

Evet ve hayır.

Hayatı kafanda, düşüncelerinde, lök gibi oturmuş hükümlerde yaşamadıkça zaten her an başkasın. Ama hep öyle olmuyor. Arada pekişmiş alışkanlıkların şarampolüne de güzelce yuvarlanıveriyorsun. Gözüne yeniden perde iniyor. Görüşün daralıp kararıyor. Sonra doğrulup üstünü başını silkeliyor, şarampolden çıkıyorsun.

Olanı yeniden olmaya bırakıyorsun.

Sıfat takıp dondurmaktansa sürekli bir ilgiyle yaşıyorsun.

Zoraki bir ilgi değil. Öylesi tüketici olur, sürmez. Yargı aradan çekildiğinde ortaya çıkan hakiki bir ilgi bu.

Güzelin çirkinin, isteyip istememenin çitinden atlatıp her ne ise olanın göbeğine götürüyor. Onunla hemhal ediyor.

Kıyaslamalarla bölünmeden yaşıyorsun. Yekpare. Som.


Bu durumda Ankara’yı seviyor mu sevmiyor mu oluyorum ben?

.

21 Nisan 2014 Pazartesi

İLİK

Karşılanmayan beklentilerden hüsrana uğramak, gömleği ters ilikleyip ters olduğu için iliğe bozulmak gibi..