Şişkin, açık renkli bir uçan balon. Tepe noktasından yerde dikilmiş. Havaya dümdüz uzanan uzunca ipini tek eliyle tutan bir insan. Gergin kolunun ucunda, göğe zafer işareti biçiminde açılmış bacaklarıyla boşluğa yükselen gövdesi.
31 Ağustos 2011 Çarşamba
25 Ağustos 2011 Perşembe
17 Ağustos 2011 Çarşamba
SAP İLE SAMAN
Birden bir eksiklik hissettim. Diş ağrısının, inşaat gürültüsünün, uzun sürmüş bir yasın kesildiğini fark etmek gibi. Güzel bir eksiklik!
Sağıma soluma baktım sevinçle, parmaklarımı saydım. Olması istenen her şey tamamdı. Olmaması yeğ bir taş düşürdüğümü anladım.
İçimdeki vırvırın sustuğunu. Nasıl olmuş, ne denk düşmüş yine, hiçbir fikrim yok ama susmuş o iç karartan isli ses. Dış alemin olduğu varsayılıp içselleştirilen, ruhumu ümüğünden yakaladığı gibi dünyaya (bundan onun anladığına, yakın-uzak çevresinin çizdiği bir robot resmine) alacalı bir göbek bağı gibi bağlayan ses. Ben-el ayırımı yapmadan kesen-biçen, yargılayan, bol bol senaryolar yazıp güya hakkında yazılan senaryolara tepki gösteren o iç makam.
Alem ne der paraziti.
Sesiyle birlikte dayattığı savunma da susunca kağıt üzerinde bildiğimi içimde bir kez daha anladım.
Alem ne der çekincesinin altında bunun aleme kendi dedikleriyle burun buruna gelme korkusu yattığını.
Kendisi için düşünülmesinden ödü koptuklarını haldır haldır kendisinin ürettiğini.
Salgısını ağı kendi etrafına kıskıvrak örmede kullanan bir tuhaf örümcek gibi çalıştığını.
Ah seni Truva atı! Dış alemin kendi kendini atamış elçisi. Gerisin geri surların dışını boyladığında içerisi ne huzurlu, sessiz, aydınlık.
Sağıma soluma baktım sevinçle, parmaklarımı saydım. Olması istenen her şey tamamdı. Olmaması yeğ bir taş düşürdüğümü anladım.
İçimdeki vırvırın sustuğunu. Nasıl olmuş, ne denk düşmüş yine, hiçbir fikrim yok ama susmuş o iç karartan isli ses. Dış alemin olduğu varsayılıp içselleştirilen, ruhumu ümüğünden yakaladığı gibi dünyaya (bundan onun anladığına, yakın-uzak çevresinin çizdiği bir robot resmine) alacalı bir göbek bağı gibi bağlayan ses. Ben-el ayırımı yapmadan kesen-biçen, yargılayan, bol bol senaryolar yazıp güya hakkında yazılan senaryolara tepki gösteren o iç makam.
Alem ne der paraziti.
Sesiyle birlikte dayattığı savunma da susunca kağıt üzerinde bildiğimi içimde bir kez daha anladım.
Alem ne der çekincesinin altında bunun aleme kendi dedikleriyle burun buruna gelme korkusu yattığını.
Kendisi için düşünülmesinden ödü koptuklarını haldır haldır kendisinin ürettiğini.
Salgısını ağı kendi etrafına kıskıvrak örmede kullanan bir tuhaf örümcek gibi çalıştığını.
Ah seni Truva atı! Dış alemin kendi kendini atamış elçisi. Gerisin geri surların dışını boyladığında içerisi ne huzurlu, sessiz, aydınlık.
6 Ağustos 2011 Cumartesi
NEDEN İL(L)E ANLAM
İnsanın kendi eliyle kendi başına ördüğü çorap, neden ile anlamı birleştirme dürtüsü belki de biraz.
Anlam en baba yakıtımız, en sıcak limanımız. Buldu muyduk dayanıklılığımız, huzurumuz sınır tanımıyor.
Çorabın diğer teki de kendimiz dışında ne varsa insanlaştırma güdüsü. (Bir arkadaşım vardı, gayet hippi ruhlu bir tip. Hep yollarda. Gittiği yerlerde torbasını açar, kaldığı odalara mumlar, tütsüler, heykelcikler yerleştirir, lambaların üstünü renkli ince kumaşla kaplardı orada hepi topu bir gece bile geçirecek olsa. Böylece bulunduğu yeri "kendi evi" haline getiriyormuş, öyle derdi.)
Buradan evreni kafası bizimki gibi çalışan (sadece onun birkaç gömlek üstün haline idealleştirilmiş) bir şey olarak tahayyül etme kısa devresine geçiş an meselesi olmuyor mu o zaman? Sözgelimi “anlamını” sorgulayarak?
Hayata da aynı muameleyi yapıyoruz. Adil olmalı, anlaşılır olmalı, nedenleri birer anlamla çakışık olmalı..
Özgürlük bir açıdan da neden ile anlamı ayrı görebilmek diyebilir miyiz?
Evreni/var oluşu/hayatı bana benzeyen, elinde, dişiyse bir epilasyon aleti, erkekse tıraş makinesi tutan, insan sureti bir oluşum gibi "düşünmekten" vazgeçtiğimde, onu aklıma sığdırmaktan da vazgeçip kendi halinde daha.. fazla/farklı anlayabilir miyim?
Nedeni (ve nasılı) aramalı.
Anlamı ise bulmalı..
Çaba ilkinde makbul.
İkincisinde “anlamsız”.
Anlam en baba yakıtımız, en sıcak limanımız. Buldu muyduk dayanıklılığımız, huzurumuz sınır tanımıyor.
Çorabın diğer teki de kendimiz dışında ne varsa insanlaştırma güdüsü. (Bir arkadaşım vardı, gayet hippi ruhlu bir tip. Hep yollarda. Gittiği yerlerde torbasını açar, kaldığı odalara mumlar, tütsüler, heykelcikler yerleştirir, lambaların üstünü renkli ince kumaşla kaplardı orada hepi topu bir gece bile geçirecek olsa. Böylece bulunduğu yeri "kendi evi" haline getiriyormuş, öyle derdi.)
Buradan evreni kafası bizimki gibi çalışan (sadece onun birkaç gömlek üstün haline idealleştirilmiş) bir şey olarak tahayyül etme kısa devresine geçiş an meselesi olmuyor mu o zaman? Sözgelimi “anlamını” sorgulayarak?
Hayata da aynı muameleyi yapıyoruz. Adil olmalı, anlaşılır olmalı, nedenleri birer anlamla çakışık olmalı..
Özgürlük bir açıdan da neden ile anlamı ayrı görebilmek diyebilir miyiz?
Evreni/var oluşu/hayatı bana benzeyen, elinde, dişiyse bir epilasyon aleti, erkekse tıraş makinesi tutan, insan sureti bir oluşum gibi "düşünmekten" vazgeçtiğimde, onu aklıma sığdırmaktan da vazgeçip kendi halinde daha.. fazla/farklı anlayabilir miyim?
Nedeni (ve nasılı) aramalı.
Anlamı ise bulmalı..
Çaba ilkinde makbul.
İkincisinde “anlamsız”.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)