16 Ağustos 2018 Perşembe

FOSFOR YEŞİLİ


Elime fosfor yeşili bir kutu sprey boya ile sırtını poyraz çalkantılı denize vermiş bakir bir duvar geçseydi bütün anlamlarını içine boca ettiğim gibi tek bir laf püskürtürdüm:

Olsun!

15 Ağustos 2018 Çarşamba

ARDİYEDE


İnsanlarla bazen kendimi ardiyeye kapatılmış hissediyorum. Tıklım tıkış, karmakarışık, ışıksız soluksuz bir yere tek ayak üzerinde sığıştırılmışım da kapı üzerime kapanmış gibi.

Kapı çoğunlukla ucu bucağı olmayan bir gevezelik. Menteşeleri sadece kendi-kendi-kendi etrafında hareket ediyor.

Ama bazen de yanlış (işime geldiği gibi) yorumlayıp enginliğe, dingin bir varoluşa açıldığını sandığım sessizlik. Arkasını, o bildik ardiyeyi görmek eşekten fena düşmek. Yersizliğin aynı yersizlik olduğunu fark etmek.

Bir insanı o ve yaşanan an dışında –takıntılardan, saplantılardan, kaygılardan, sonsuz tekrarların ölgün iç-dış gevezeliğinden- boşaltılmış bir mekana buyur etmek, canlı, taze ve ortaklaşan bir ilgiyle söyleşmek, susmak, olmak iki kişinin birbirine sunabileceği en değerli şey.

Ve ne ender.

Tanrım, ne kadar ender.

14 Ağustos 2018 Salı

BALON


Duygu enflasyonu üzerine: Sakızın balonunu ne kadar şişirirsen patladığında suratından temizlemen o kadar zor olur. İstediği kadar pembe ve leziz olsun..

13 Ağustos 2018 Pazartesi

BİLGİSAYARIN BİTLERİ


Bir dosyanın peşinden derinliklerindeki karışıklığa yuvarlanınca bilgisayarın bitlerini ayıklamaya oturdum.

Makul, pratik bir dosyalama yapıyorum ama arada aletin gördüğü müdahaleler sırasında yedeklenenler ve nereye kaldıracağıma karar vermediklerimle bol tekrarlı, salkım saçak bir yığın oluşmuş. Arşivin köşeleri küflenmeye, kıyıları örümcek ağı bağlamaya başlamış.

Bir kar küreme makinesi gibi giriştim. Dosyalamayı sıkılaştırdım. Tekrarları, fazlalıkları attım. GB’larca çöp boşalttım.

Fiziksel bir ayıklama ve temizlikten tek farkı parmaklarımın isli toza bulanmamasıydı.

Beynimdeki ferahlama ise hiç farksız.

Yaşadıkça en büyük gereksinmem olarak belirginleşiyor:

Bana bol alan ve derli topluluk gerek. Fazlalıksızlık.

Ki yaşam ışığı, heyecanı, sevgisi fırdolansın, dolanabilsin.