7 Mart 2018 Çarşamba
6 Mart 2018 Salı
YA?
Çok çok canlı bir rüyadan derinden etkilenmiş uyandım,
uzun süre etkisinden sıyrılıp yataktan kalkamadım. (Bir anında fotograf
makinesi bozulmuş, kontrolüm dışı birbiri ardına, bazısı düpedüz başka
dünyalardan, olağan dışı fotograflar çekiyordu.)
Ya birden fazla evli adamlar gibi, birçok alemde farklı
yataklarda uyuyup bambaşka hayatlara uyanıyorsak, rüyalar da bunların anca
hatırladığımız geçitleri ise dedim.
Kahramanlarından her seferinde tek biri ile özdeşleşiyor,
bunu da mesken tuttuğumuz yegane alem ve hayat sanıyorsak?
2 Mart 2018 Cuma
METAL TEPSİ
Hayatı, fabrika yemekhanesinde soğuk metal tepsine, bıkkın
aşçıların kepçeleyip asık suratlarla uzattığı yavan yemekler gibi yığıp
yaşayabilirsin.
Tekrar olur, sakız olur, gırtlağından geçmez, midene
oturur.
Tatsız, nursuz, ağır.
Tekrarı geveledikçe ruhun kararır, ağırlaşır.
Ya da sabun köpüğü gibi hafiler, patlayıvermeden önce bir
oraya bir buraya konar kalkar.
Veya yatırımı ona yaptıkça güçlenen, derinleşen bir
ilgiyle karşılayabilirsin.
İlgi, merak tekrarı önce zayıflatır, sonra da bir
sinyalden, bir yerlerde canlılığını kaybettiğinin göstergesinden ibaret
bırakır.
Hayat o vakit ışır, ilginçleşir, merak uyandırdıkça merak
da onu uyandırır.
Ama kendi soğuk metal tepsimdekileri düşünüyorum da, bunlar
yekpare değil. Mesela yemekle ilişkim, özellikle de kendim hazırlayacaksam pek
sönük. Gırtlak bir haz, ruhu da içine alan doyum kapısı hiçbir zaman olmadı.
Soğuk metal tepsimin en büyük gözü de onunla dolu.
Öte yanda, canlı bir ilgiyle takdir edilen, usta edilip
öğrenilen Hayatla kurulan sıkı, yakın ilişki, safra attıkça koyulaşıyor.
Anlatılar, açıklamalar, standart çerçevelemeler ve
bunların dayatılması, refleks karşılıklar, hiç değişmeyen tepkiler, kalburun
altına yığıldıkça bu ilişki doğrudanlaşıyor.
Ve neredeyse bir aşk ilişkisine dönüyor.
1 Mart 2018 Perşembe
DOĞAL ŞEKER
Daha önce bir ara telefonumun aptal olduğunu söylediğimde “Estağfurullah” diyecek kadar kibar (ve
telefonu da kullananla bir tutacak kadar organikleştirmiş) biri olduğundan, bir
tartımlık süre boyunca durup söyleyeceğinin nasıl anlaşılacağını düşündükten
sonra ekledi:
“Artık pek kimse mail kullanmıyor da, her şey telefonla
iletiliyor.”
Mektubunu hâlâ kağıda yazıp zarf ve pul yalayarak
gönderenlerin sınıfına düşmüşüm demek. Keyifle sırıttım. Geride kalmak diye
buna derim ki niyetim tam da o.
Her şeyi telefona sığdırmaya hafifçe takıldım.
“Ama Einstein ne demiş” dedi yumuşak ifadesiyle, “Kafam gereksiz şeyleri orada tutmayacak
kadar değerli.”
“Kuşkusuz” dedim, “Kafası değerliymiş. Ama içeriğini
ceplerindeki telefona boşaltanların büyük çoğunluğu kafalarında açılan yeri
neyle dolduruyor? Daha da fazla kedi videoları? Lagaluga?”
*
NAFTA’nın ardından Meksika’da obezitenin patlama
yaşadığını gösterir bir haber magazin izledim. Bakkalları, süpermarketleri
dolduran bol kimyasallı eğlencelik yiyeceklerin, mısır şurubuyla tatlandırılmış
asitli içeceklerin özellikle genç kuşak ve düşük eğitim seviyeli kesimlerde beslenme
alışkanlığını kökten değiştirerek obezite ile şeker hastalığını ülkenin bir
numaralı sağlık sorunu haline getirişi anlatılıyordu.
Aspartam! Şeker doymazı beynin kanına girerek bağımlısı
yapan, sonra da azar azar öldüren yoğun yapay tatlandırıcı. Geldi, bir avuçluk
ekranların bağımlısı oluşun diğer adı olarak yanıp söndü kafamda.
Bir kez gücünün, etkisinin tadını (!) alanın, fazladan
bir çaba sarf etmedikçe kölesi olup kalacağı bir ikame.
Aklını,
tat alma yetini bir avuçluk ekranlara havale etmek, uyarılma, bağ kurma
ihtiyacını karşılamayı onlardan beklemek, yapay tatlandırıcılarla gelen obezite
ve diyabetin zihinsel, ruhsal karşılığı değil mi? Bağ kurmak istiyorsan
yanındayım işte, iyisi kötüsüyle kanlı canlı bir kimse. Aralarda kaçamak
bakışlar atıp durduğun avucundakiler çok daha mı sürükleyici, ilgi çekici,
yoksa onlarla yer değiştirsek, ben telefonundan sana uzansam bu kez de onları
bırakıp bana mı bakacak fırsat kollardın?
Anlasana, bağımlısı olduğun içerik değil, akış ve o
uyuşturucu-uyarıcı akışı sana sunan ekran.
*
Teknolojiden geride kalıyorum. Avucum boş. Dışarı
çıktığımda havayı kokluyorum, seslere açılıyorum, duyularıma bayram
ettiriyorum. Seyrediyorum.
Yapılandırılmamış, yönlendirilmeyen avarelikle kendimi eğliyor,
en derin doyumu da yekpare bir odaklanmada buluyorum.
Şehvetli bir dilim pasta yerine yemeğin üzerine bir tane
kuru incir atar gibi oluyor hayatın tadı.
Doğal şeker.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)