14 Ocak 2013 Pazartesi

İZLER

Ayasofya yılın, hava-ışık durumunun o anı ve denk geldiği ruh halimle her defasında farklı bir yanı ön plana çıkan yer. Kendine özgü, tekrarlanmayan bir izlenim bileşimi oluşturur durur.

Kubbesi evet, tabii, insanı küçülten, yutan boyutları, fırdolayı içeri aldığı ışık.. Bütün bunlardan yeniden etkilenerek dolaştım. Loş bir gündü. Gölgeler Ortodoks bir koyuluğa gelirken mekanın üzerimdeki kuşatıcılığının arttığını hissettim.

Fotograf çekerek yürür, durup dönerken gözümle kamera üst galeride mermer zemine aynı anda takıldı.

Gördüğüm, anlamından önce gücünün çekimine kapıldığım bir hikayeydi.

İzler.

Uzayan, kırılan, birleşen, ayrılan, örümceğinki gibi bir ağda dört bir yana çakarak yayılmış çatlaklar.

Dikkatim mimarinin tanıdık görkeminden, bezeme ve mozaiklerden, ziyaretçilerin esinleyeceği nice öyküden çekilip olduğu gibi bunlara emildi.

Bırak tarihin anlaşılır yazımlarını, Ayasofya’yı zamandan sızmış bu izlerden oku. Okuma, hisset. Depremleri, savaşları, talanları, huşu ve ibadeti. Çağların ve yeryüzünün çentikleri bunlar.

Fotografa baktıkça karanlık odasının eczasında belirginlik kazanan imge gibi bir anlam görür oldum.

Başka bir kültürün çözülmemiş yazısına dönüşen bu izler aynı anda somut ve ötesiydi. Kesif, yakıcı bir sıvı benzeri bir kez döküldükten sonra uçup gitmiş insanlarca insan yaşantısının fiziksel kalıntıları. Doğanın kayıtları.

*

Sonra avuçları düşündüm, insan yüzlerini. Taşa değil de ete işleyen aynı gidişi.

Hiç bu kadar güçlü bir ses olarak duymamış olduğumu.

5 Ocak 2013 Cumartesi

BALGAM

Soğuk algınlığının tatsız bitiminde temizlenmek isteyen ciğerim öksürük nöbetleriyle silkelenirken işin kolayını tesadüfen keşfettim: Çeneni göğsüne eğmek yerine nefes borusu düzleşecek şekilde havaya kaldır, öyle öksür. Balgam tek hamlede çıkıyor.

İyileşmenin tatsızlığı da bu işlemi zorlaştırmada zaten. Gözlerinden yaşlar fışkırırken soluğunu kesen o çırpınış.

Atılmak isteyenin yolunu açtığında düze daha rahat çıkıyorsun.

Bazen develeri gerisin geriye pireye döndüren de böyle basit değişiklikler. Rastlantısal, beklenmedik keşifler.

*

Balgam sadece ciğerlerde değil, ruhta da rastlanan bir kıvam.

Yıvışık, biçimsiz, yoğun, atmak için debelendikçe ümüğüne oturarak gözlerinden yaş getiren, nefesini, hareketini kesen kalın bir örtü.

Altında donuk, kopuk, soğuk buluyorsun kendini. Hiçbir tutamak, kaldıraç noktası sunmuyor. Yakalayıp ateşini canlandıracağın bir kıvılcım. Enerjin, yeknesak uzayıp giden yavanlığına saplanıp kalmış.

Onunla birlikte batmak yerine objektifleştir:

“Bugün/bu sıra balgam kıvamındayım.” O kadar.

Başını önüne eğip bundan dramalar, kişilik tanımları, alınyazıları vesaire çıkarıp sonra bir de çıkardıklarına gömüleceğine hafifçe yukarı kaldır ve durum saptamasıyla yetin.

Ruhunun da nefes borun kadar çabasız açıldığını görüyorsun.

*

Basit değişiklikler.

Büyük hedeflerin istediği çaba ve zaman yatırımından ürküp kımıldamadan kalacağına yapabildiğini yap. Oradan buradan ufak adımlar, ayırabildiğin kadar vakit.

Ya hep ya hiç yerine ya hiç ya ne kadar oluyorsa o kadar demek.

Boruları bu da güzel açıyor.