3 Mart 2022 Perşembe

BIRAK AÇIK KALSIN

Mark Twain, “Gazete okumazsan habersiz kalırsın. Okursan da yanlış bilgilenirsin” demiş.

Neyi nasıl okuyorum?

Sadece girdilere bakar, nasıl’ını ihmal edersem alıştığım yollardan alıştığım sonuçları çıkarmaktan başka bir şey elde edebilir miyim?

Haber, bilgi, yorum diye aldıklarımızın çoğu ezberlerimize su taşımak için seçtiklerimiz ya da o kadarına bile zahmet etmeyip önümüze gelenle yetindiğimiz olmuyor mu?

Kendimi dürtmediğimde bu yola eğilimim beni alıp götürüyor.

*

Açık kalan sorulara tahammülümüz düşük. Onları kuşkuya yer bırakmayan bir kesinlikle yanıtlamak rahatlatıcı. Tanımların şaplak kadar hızlı ve isabetli olması. Kim haklı kim haksız, iyi ne kötü ne. İhanet? Kahramanlık?

Ama noktayı koymak bakışı, kavrayışı öldürmek demek. Olana değil, kafamdaki vesikalığa bakmak.

Olan’da siyah ile beyaz durmaksızın iç içe geçiyor, birbirinin yerini alıyor, başka perspektiflerle, zamanla öyle görünürken tam tersine dönüyor.

Girdilerin ucu bucağı yok. Onların bir kısmı kapalı kapılar ardında dönenler. Bunların bir kısmına zamanla erişebilsek de büyük bir bölümü hep erişimimiz dışında kalmaya mahkum. Oysa cevabımızı izlediğimiz medya, dahil olduğumuz akım tarafından adımıza cımbızla seçilmişlerle yapıştırmakta duraksamıyoruz.

*

Ukrayna’da can kaybı artıyor. Sebep Rusya deyip geçiyoruz. Kim haklı kim haksız, ne yapılmalı ne yapılmamalı, bunları geçerek soruyorum. Can kaybı iki taraflı bir şey değil mi? Şiddete şiddetle karşılık verilmesinden doğmaz mı? Can kaybını durdurmak için silah yardımı yapmak ne anlama gelir?

Uğruna can verilecek özgürlük nedir? Ne kadarı gerçekleşen ne kadarı yanılsama kalan bir vaattir?

Eğilimli olduğum karşılıklara direnerek sorularımı askıya alıyorum.

Bu beni hiç değilse “kötüyü” hep dışımda bulmaktan, ruh aklamaktan, şiddet ya da tohumları, potansiyeli için dönüp kendime bakmaktan kaçınmaktan, başkalarını taşlarken doğruluğuma inancımı pekiştirmenin şehvetinden uzaklaştırıyor. Kuşkuya, kımıl kımıl bir gerçeklik algısına yaklaştırıyor ama yine de bırak soruların açık kalsın diyorum.

1 Mart 2022 Salı

SENİNKİ BENİMKİ

Rus işgaliyle binlerce insan komşu ülkelere sığınırken kalbur da bir o yana bir bu yana sallanmaya başladı.

Sosyal medyada Batı’dan derlenmiş yorumlarda bunların Suriyeliler ya da denizi aşıp gelenler gibi olmadığını, “senin benim gibi insanlar” olduğunu vs okudukça öfkelendiğimi hissettim.

İnsan dediğin beyaz, Hıristiyan, en aşağı orta sınıf olmalı ki kapın açılsın öyle mi!?

Sonra bir durul dedim kendime. Bu, kişi kendini akıntının tersine yüzerek esaslı bir farkındalık ve çabayla eğitmedikçe ham insanlık hali. Onlar hiç değilse “din kardeşlerine” ve şimdilik kabul gösteriyor ya biz? Eşit ekonomik koşullarda tepkimiz ne kadar ve nasıl değişirdi peki?

*

Şef ve Verbier Festival Orkestrası yönetmeni Valery Gergiev’in Putin yanlısı görüşleri konusunda Ukraynalı arkadaşım tavrımızı sormuştu. “Sanatçının ahlaki pusulası olmalı mıdır? Yoksa sanat her şeyin üzerinde midir?”

Tam da sanatı her şeyin üzerinde görmediğim için sanatçıdan sanatı dışında bir beklentim olmadığını yazdım. Kamuya mal olmuş insanların belirli bir etkisi olduğunu kabul etmekle birlikte bunu gözümde fazla büyütmediğimi. Her ne kadar soylu, doğru, evrensel olduğuna inansam da kendi görüşlerimi, tavrımı yansıtmasını beklemenin hepimiz kadar yanılgıya açık ölümlüler olan sanatçıların omuzlarına yüklemediğim bir yük olduğunu. (Gerçekten de, evimi yaptıracağım mimardan benimle aynı şeyleri kınamasını bekler miyim? Diş hekimimden belirli bir tavra benimle birlikte karşı çıkmasını? Görüş şiddete dönüşmediği sürece düşünceden ibaret kalır. Polisliğine kalkışır mıyım?)

Verbier Festivali açıklamasında (https://www.verbierfestival.com/en/media-release-2022-02-28/?fbclid=IwAR3vCBXbvBSM9e7-EIJfr1DDjj3b-DFCkyP8sN3WXw4JoG431V0eHZA22IU) şöyle denmiş:

“Verbier Festivali çalışanları, idarecileri ve yönetim kurulu Rusya’nın Ukrayna karşısında sergilediği korkunç saldırganlığı şiddetle kınamaktadır. Rusya rejiminin Ukrayna halkına dayattığı ihlali üzüntü ve dehşetle izlemekteyiz. Onlar ve saldırganı geri püskürtme cesaretleri için dua etmekteyiz. Verbier Festivali öteden beri müzik aracılığıyla genç ve yaşlı her millet, kültür, geçmiş ve inançtan insan arasında köprüler kurulmasını desteklemiştir.”

Dönüp bir daha okudum, hayır, vurguladığım kısım gerçekten böyle.

E hani her inançtan (bu içine görüşleri de almaz mı?) insan arasında kurulacak köprüler?

Savaşla birlikte müthiş bir siyah-beyazlık, tarafgirlik ve kendi safından, görüşünün haklılığından hiç kuşkusuz bir emin olma hali baskınlaşmaya başlıyor.

Ahlak polisliğinin ne kadar tuzaklı bir görev olduğu sakin kafayla idrak edilmiş olsa da bu ateşli ortamda unutulup gidiyor.

Neredeydi bu ahlak pusulası şaşmaz zevat Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, oluk oluk kanayan Yemen’de?

*

Yuval Noah Harari, tarih anlatılarımızdan başka bir şey değil derken haklı. Anlatılarımızın temeli, can damarı da neyi kendimizden sayıp saymadığımız.