Kapalı ifadesi dikkatimi çekiyordu. 12-13 yaşlarında bir kız çocuğu. Dolmuştan (yabancı) şehrin dışlarında, olmadık bir yerde indi. Ben de peşinden. Diğer yanı boş arazi, sonu gelmez bir duvar boyu yürürken başımı eğdim ki avucumda beynim. Böylesi gerekiyormuş. İncelik gözetilmemiş düz, keskin bir bıçak hareketiyle yarıkürelerinden ikiye ayrılmış, açık havada kirlenen beyazıyla koyulaşan bir gri, sapı pembemsi. Bu halde işe yarayacak mı diyorum, sonra unutup yürümeye devam ediyorum.
5 Eylül 2024 Perşembe
4 Eylül 2024 Çarşamba
3 ŞİPŞAK
Sudan çıkarken gözüm takıldı. Ana kız yan yana oturmuş, gelip geçen balıklara bakıyordu. Kafaları aynı anda sağa sola gider gelirken ananın kısık gözleri alışık, yavruysa evrenin en büyük mucizesiyle karşılaşıvermiş gibi, gözleri tecrübesizliğin tazeliği, olanca etkilenme gücüyle ardına kadar açık. Su çizgisinin hemen berisindeydiler, deniz patilerini yaladı yalayacak. Yenir av değildim, ben gözlerinde hiçleşirken seyirlerini sürdürdü deniz kedisi ile kızı.
*
Bileyici,
şezlongunu kabinlerin yanındaki dar şeride çekmiş, üzerine Romalı senatörler
gibi uzanmış, cep telefonundan yüksek sesle alabildiğine alengirli bir yemek
tarifi dinlemekteydi.
*
Benim vestiyer palmiyenin deniz tarafına
döndüm, torbamı asacaktım ki gövdenin sarı tokyolarımı yerleştirdiğim, raf gibi
uzanan dal çıkıntısında burun buruna geldik; yavru deniz kedisiyle. Bir Romalı
senatör edası da ondaydı. Torbadan ilginç bir koku alamayınca hıh! der gibi
başını çevirip yayıldığı yerden plajı gözlemeye devam etti.
28 Ağustos 2024 Çarşamba
VASATIN SİLİNDİRİ
Suda karşılaştık. Ne yaptığımı sordu. İplere tutunmuş, şnorkel alıştırması için başımı sokup çıkarıyordum. Söyledim.
“Aman
ya! Hızlanacaksın da ne olacak! Yavaş mavaş, keyfini çıkar işte. Olimpiyatlara
mı katılacaksın?!”
Bir
şeyi ciddiye almak kötü mü, dedim.
“Oof,
bir şeyi de ciddiye almayıver!”
(Ciddiye
almak, allah vermesin, öznesine şüphe çekmeye yeter. Hiç havalı değildir bir
kere, ayaküstü sohbetlere, boş gevezeliklere bırak malzeme olmayı, ayak bağıdır.
Elinde kepçe, onu da derine indirmeye kalkışmaya gör, allah muhafaza!
Kendini
vermek? Belki biraz daha az kulak irkiltici. Yoğunlaşmak? Soğuk, soğuk! Kabul
edilebilirden yine uzaklaşıyorsun.)
Açıklama
dürtüsü ağır bastı. Hızı hız için istemediğimi bir de ona söyledim. “Yüzmeyi
çok seviyorum. Hareketlerim daha akıcı olsun istiyorum. Müzik seti alırken
yüksek volümde ses kalitesine bakarsın. 120 desibelle müzik dinleyeceğinden
değil, kısık seste billurluk aradığından. Hızlanma kabiliyeti benim için tam
böyle.”
Sonra,
sanki bir mazeret, hafifletici lazımmış gibi, “İşim gücüm yok, bununla
uğraşıyorum işte” dedim. Kendimden daha fazla uzaklaşamazdım. Ama onu yatıştırdı,
konuyu değiştirdi. Onun yerine şunu yap, bunu yap diye yollar gösterdi. İşin
öğretmeni değildi. Yüzüşümü yukarıdan izlemiş bile değildi.
Hiç
görülmediğim göze bir de salak gibi göründüğüm, üzerimden silindirle geçildiği
hissi, genzime kaçmış tuzlu su tatsızlığında, denizden çıktım.
*
Karşımızdakine
fi tarihinde çekilmiş vesikalık fotoğrafıyla bir dosya açıyoruz. Nispeten boş
bir sayfa filan değil. Dosya. İçinde uzayıp giden tek bir çizelge var:
Maddeleri, puanlaması kafamızdaki şablondan akıtma. Bir tür sınav çözüm
cetveli. Uyar-uymaz, yerinde-yersiz. Hükmü buna göre basıyoruz.
Bakışın,
seçimlerin vasatın dışına kaymaya görsün, normalin sopası hazır. Normalin tanrı
kelamı olmadığı, kalburların en kabası ve aslında hazır/bayat bir çözüm
cetvelinden ibaret olduğundan hiç kuşku duymamış, vasatımızı, vasatlığımızı
doğru, haklı bilip dayatmayı sürdürüyoruz.
Karşımızdakini
kendi perspektifi, nirengileri, koşulları içinde algılamak mı?
Aman
ya, her şey de ciddiye alınmaz ki! Yapıştır yargıyı-vargıyı, çıkar tadını
gitsin.
25 Ağustos 2024 Pazar
HADİ BAKALIM
Bir yüzme performansı sitesine göre (yaş, cinsiyet, kilo, mesafe ve zaman giriliyor) yaş grubumun hepi topu yüzde 0’ından hızlıyım. Elbette şaşırmadım. Olsa olsa suda hafif bir esintiyle sürüklenen bir Cola tenekesiyle yarışabilecek süratte yüzdüğümün farkındayım. Ama azmin elinden ne kurtulmuş!
Bu
yavaşlık zaaflarımı açık ediyor. Motor hareketler söz konusu olduğunda ağır ol
ki doğrusunu öğrenesin, yanlışları üstünkörü bir hızla geçiştirip
pekiştirmeyesin derler. Ama tabii bu, Cola tenekesinin yüzme ömrüm boyunca tek
akranım olmasına gönül indirmek de değil.
İlgiyle
bellemeye baktığım videolarda ürkütücü bir gereçle tanıştım. Yüzücü şnorkeli. Bandı,
yüzme gözlüğü üzerinde takılan eğik açılı, köşeli kesitli, dibinde valfli bir
tahliye odacığı ile bir borudan ibaret. Ürkütücülüğü burnun açıkta olması.
Zaten uyaranı da bol: Alışmak zaman (3-4 hafta) alıyor diyorlar. Ama sebata
değer; nefesi böyle hidrodinamik bir destekle aradan çıkararak tekniğinizin
aksayan yönlerine odaklanabilirsiniz. Meyvelerini hız ve artan çabasızlık
olarak verecek.
Decathlon’un
yolunu tuttum. Askılarındaki şnorkellerle bakıştık. Ufak boyları düşük
kapasiteli çocuk ciğerleri içinmiş. Diğeri yetişkinlere. Bununla çalışmanın
şimdilerde adıyla çok karşılaştığım VO2 max hacmini de artırdığı söyleniyordu.
Bakıştık. Bir aksilik olmaz da Dimyat’a pirince giderken yuttuğum sularla
denizin dibini boylamazsam kârlı görünen bir alışveriş. Bakıştık. Beli bükülmüş
yalnız boru, hayalimde birden bina boyu uzanırken apartmandan kopmuş, boşluğa
uzanan bir oluğa dönüştü. Üzerine de ona tutunup kopmasına neden olan bir
hırsız eklendi. İmgeyi kovalayıp askıdan büyük boy bir şnorkel kaparak arkama
bakmadan kasanın yolunu tuttum.
Akşam,
dilim damağım kuruyana kadar sırf ağızdan nefes alıp vererek evin içinde
şnorkelle dolaştım. Ertesi gün denize onunla girdim. Nefesi ağızdan alıp vermek
kolay, suda açık burnunu idare etmek zor. İmiş. Yüzüstü denize uzandığım an burnuma
sular doldu. Panikle doğruldum. Şnorkeli bırakıp tatsız bir yenilgi hissiyle
yüzdüm.
Akşamın
konusu bu boruya ne yapıp da alışılacağıydı. Alt tarafı ağızdan aldığın nefesi
ağız ve burundan vermek. Videolar kısaydı ama atladığım bir püf noktası
sundular. Dikey başla! Önce ağzın su altında kalsın, beynin tehlike olmadığına
ikna olsun. Sonra yavaş yavaş burnunu sok-çıkar-sok. O da olunca yüzüstü suya
uzan.
Bugün
torbamı ve sarı tokyolarımı vestiyer ettiğim palmiyeye asıp, orduların mecbur
başına geçirilmiş toy şehzade ürkek kararlılığıyla sanki kınından bir kılıç
çeker gibi şnorkeli çekip çıkardım.
Hemen
pes etme!
Yok,
etmem.
Dikey
ve dilim dilim suya girip her aşamada zaman geçirdim. Oluyor sanki.
Sıra
açıyı kaydırmada. Bunda da bugünlük yeterince kafayı sok çıkar yaparak düne
göre büyük, şnorkel tarihi için bir arpa boyu yol alıp kalanı borusuz ve yüzüm
gülerek yüzdüm.
Bu bir
peşrev, şnorkel. Bakalım hangimizin sırtı yere gelecek?